26 Ağustos 2019 Pazartesi

2019_29_ Barbara Cartland -Kalbimin Sesi_Okudum Bitti

Kalbimin Sesi kitabı bu sene okuduğum 29.kitap...




Barbara Cartland, aşk romanlarının kraliçesi olarak bilinir. Bugün, aşk romanı yazan pek çok yazar, onun izinden gidiyor, yüzlerce ülkede milyonlarca okuyucusuyla buluşuyor...
Kitapçıların çok satan (best-seller) raflarında yer alan Danielle Steel ile Judith McNaught kitapları, Türk aşk romanı severleri oldukça tatmin edici sayıda çevirisi yapılan romanlar olarak göze çarpıyor. Özellikle McNaught hayranlarının sayısı Türkiye'de az olmamakla birlikte bu sadık okuyucular, basılmış olan bütün kitaplarının çevirisinin yapılması için yayınevine baskı uyguluyorlar. Judith McNaught'un bu kadar sevilmesinin nedeni ise; tarihi aşk romanı diye bilinen retro tarzını çok iyi yazabilmesi. Bu türün en başarılı örneklerini veren de, kendisinden seneler önce yazmaya başlayan Barbara Cartland idi.
Retroyu biraz açmak gerekirse; bu tarz çoğunlukla 18-19 yüzyılda geçen, genellikle ünvan sahibi (kont, dük, lord gibi) erkeklerle, dönemin genç kızları arasında geçen fırtınalı aşkları anlatır. Yanlış anlaşılmalarla bir dargın bir barışık süren ilişkiler, dozu ayarlanmış erotizm ile harmanlanıp mutlu sonla biten aşk romanlarına dönüşür

Bu kitabında da yine çok sürükleyici bir aşk hikayesi bizleri bekliyor

Kitap puanım  9.

15 Ağustos 2019 Perşembe

2019_28_ Stefan Zweig-Olağanüstü Bir Gece_Okudum Bitti

Olağanüstü Bir Gece kitabı bu sene okuduğum 28.kitap...

Zengin, istediği her şeye sahip olan öykünün başkahramanı Friedrich'in "duygusal donukluklar" yaşadığını hissetmeye başladıktan sonra yaşadığı olaylar karşısında üzülmeyen, sevinmeyen herhangi bir tepki vermeyen bir adam.

7 Haziran 1913 günü yaşadığı bir olaydan sonra hayatı tümüyle değişen ve dört ay sonra yaşadığı bir günü somutlaştırmak için yaşadıklarını yazar ve okuyucuyu "olağanüstü bir gece"nin yolculuğuna tanıklık ettirir!

"...Çünkü yıllar, yıllar sonra ilk kez o dakikalarda yeniden gerçek anlamda yaşadığımı, duygularımın felçleşmiş, ama henüz ölmemiş olduklarını, tutkunun o sıcak kaynağının her şeye rağmen kayıtsızlığımın pas tutmuş yüzeyinin altında bir yerde gizlice akmayı sürdürmüş olduğunu hissettim ve şimdi rastlantının sihirli değneğine dokununca yüreğime kadar ulaşmıştı."

Kitap puanım 8


KİTAP AÇIKLAMASI

Olağanüstü Bir Gece, seçkin bir burjuva olarak rahat ve tasasız varoluşunu sürdürürken giderek duyarsızlaşan bir adamın hayatındaki dönüştürücü deneyimin hikâyesidir. Sıradan bir Pazar gününü at yarışlarında geçirirken, belki de ilk kez burjuva ahlakından saparak "suç" işler. Böylece yeniden "hissetmeye" başladığını, kötücül ve ateşli hazları olan gerçek bir insan olduğunu fark eder. İçindeki haz dolu esrime, aynı günün akşamında onu gece âleminin son atıklarının arasına, "hayatın en dibindeki lağımlara" sürükleyecek, varış noktası ise ruhani bir uyanış olacaktır

8 Ağustos 2019 Perşembe

2019_27_ Maeve Binchy-İtalyanca Aşk Başkadır_Okudum Bitti

İtalyanca Aşk Başkadır  kitabı bu sene okuduğum 27.kitap...

Hani kafa dağıtıcı sıcacık filmler vardır ya, filmin içinde bir dolu insan hayatlarını görürsünüz. Bu kitap işte o filmler gibi. 

Kitaba gelirsek yıllarca Sicilya'da yasak bir aşkı yaşayan Signora sonunda vatanı Dubline döner. Orada ailesi vardır ama uyum sağlayamaz onlara. En çok bildiği işi yaparak, bir İtalyanca kursu açar.

O kursa gelen öğrencilerinde hayatlarını görürüz. Hatta çoğu yerde kesişir bu hayatlar. Yalnızlıklarını, günlük hayatın bunalımlarını, geçmişte yaşanan acıları, saklanan sırları görürüz. Aidan, Bill, Kathy, Lou, Connie, Laddy, Fiona başlarına gelenleri, hayal kırıklıklarını yeni bir dil öğrenme heyecanı ile bir nevi unutmaya çalışırlar.

Signora'dan çok şey öğrenirler. Onun naif ve sıcak yapısından çok etkilenirler.

Ve kitabın sonunda beraber İtalya'ya giderler,Aidan ve Signora aşk yaşar aynı bu tarz filmlerin sonunda seyircinin beklediği gibi..


Maeve Binchy kitaplarının en güzel yanı, kapak tasarımları. 

Ve Orjinal adı "Evening Class" olan romanı "İtalyanca Aşk Başkadır" diye çevirmek de bence bir pazarlama stratejisi gibi geliyor.

Kitap puanım 9 ,çünkü yazar kitabın sonunu çok hızlı bağlamış.

KİTAP AÇIKLAMASI

Akşam sınıfı, Dublinin yüzlerce okulunda olduğu gibi, Mountainview Kolejinde akşam programı yürüten bir sınıftır. Okulda yeni bir İtalyanca sınıfı açılır. Haftada iki gün, herkes kendi düşleriyle gelir bu sınıfa. Karısının kendisini aldatmayacağından emin, kendisi de aldatmayı aklından bile geçirmeyen, kırk sekizinci yaşını yeni bitirmiş, çoluk çocuğa karışmış Adrian, bütün beklentilerinin aksine, okuluna müdür olarak atanmaz. Tam çöküntünün eşiğine doğru gelirken de, yeni müdür, Adriana, Yetişkinlere Eğitim Sınıfları adı altında bir gece kursunun yönetimini önerir.

22 Temmuz 2019 Pazartesi

2019_26_ Sabahattin Ali -Arabalar Beş Kuruşa_Okudum Bitti

Arabalar Beş Kuruşa  kitabı bu sene okuduğum 26.kitap...

Kitapta çok etkileyici öyküler yer almakta...
Kitapta beni en çok etkileyen 2 öykü,Ayran ve Arabalar Beş Kuruşa adlı öykülerdi.

Kitap puanım *10

KİTAP AÇIKLAMASI



“İnsanlara pek güç meram anlatıyordu; yarım saat uğraşarak bir kelime çıkarabiliyor, etrafındakileri güldürmese bile sıkıyor, daha fazla da kendisi sıkılıyordu. Deniz ona oldukça mükemmel bir arkadaştı. Başaltındaki kirli yatağında, geminin burnuna çarpan dalgaların uğultusunu dinler, onları uykusunda bile duyardı.

Zaten sıkmadan uzun uzun anlatmasını bilen yegâne geveze, denizdir. Ömürlerinin dörtte üçünü denizde geçiren ihtiyarların arasında bile suların sesini sıkıcı, yeknesak bulan, bu sesten bıkan birine tesadüf edilmemiştir.”
(‘Bir Gemici Hikayesi’ adlı öyküden)

Kimi kelimeler içinde hem hayatı taşır hem de onun sunamadıklarını. Bu yüzdendir ki bazen bir araya gelir ve 
hayatın verdiğinden çok daha fazlasını yaşatır insanoğluna. Bazı insanlar da hayatı kelimelerin içinden yaşar; onlarla bakar, duyar ve kimsenin bilmediği şeylerden bahsederler yine insanlara. Bize gördüğümüzden fazlasını anlatan ve hayatı kelimelerin içinden yaşayarak onları soluyan Sabahattin Ali'nin kuvvetli kaleminden çıkan öykülerinden bir seçki…

16 Temmuz 2019 Salı

2019_25_ Şebnem Burcuoğlu -Kocan Kadar Konuş_Okudum Bitti

Kocan Kadar Konuş kitabı bu sene okuduğum 25.kitap...

Önce filmini seyretmiş birisi olarak kitap beni sıkmadı hatta eğlendirdi diyebilirim. Zaten çok kolay okunan, akıcı, esprili bir dili var kitabın. Türkiye'de evliliklerin nasıl yapıldığına dair tespitler hiç de gerçeklikten uzak değil. Aksine, güleriz ağlanacak halimize kıvamında. Boşanma oranlarının son yıllarda neden arttığı evliliklerin ne üzerine kurulduğundan gayet rahat anlaşılabiliyor. İnsanlar daha karşısındakini doğru dürüst tanımadan sırf evlenmiş olmak için evleniyor. Garip bir durumun eğlencelik güzel bir anlatımıydı.


Filmine değinecek olursak da kitabın neredeyse birebir aktarıldığını söyleyebilirim. Filmini sevdiyseniz kitabını da okuyarak bazı küçük detayları öğrenebilirsiniz. Mesela Efsun'un konuştuğu hayali yazarın aslında Sabahattin Ali olduğu gibi.


Serinin ikinci kitabı olan Kocan Kadar Konuş Diriliş kitabının pdf 'ini okudum.Kitap bu serinin devamı ve 2.kitap daha eğlenceli.2.kitapta serimiz tamamlanmış oluyor.

Kitap puanım *10

KİTAP AÇIKLAMASI


"Türkiye'de kadınların DNA'larına kodlanmış olan evlenme saplantısı, ne yazık ki bizim ailede daha yoğun. Millete ailesinden genetik miras olarak mavi göz kalır, bize bu evlenme saplantısı kalmış. 'Sinek kadar eri olanın dağ kadar feri olurmuş' atasözü, anneannem Peyker'in lafıdır. Yani o sözü söyleyen ata, bizzat benim anneannem.

Sözün özü, kocan varsa varsın, yoksa da geçmiş olsun. Hele ki bir de 30'una gelip de bekâr kaldıysan bu dünyada yatacak yerin yok!"

Evli misin?
Ya nişanlı?
Sevgilin var mı?
O da mı yok!
Yaş kaç?
Hmm. Anlaşıldı.

Sen en iyisi bu kitabı bir oku. Yalnız değilsin Türk kızı! Senden çok var -ay bunu da yanlış anlayıp trip atarsın sen şimdi. Yok, öyle demek istemedik. Ailen, çevren, eşin-dostun-arkadaşın,kankan, hepsi evlilik lafı ediyor değil mi? Ama zor iş.

Koca bulmak ÇOK zor iş arkadaş…


11 Temmuz 2019 Perşembe

2019_24_ Buket Uzuner -İstanbullular_Okudum Bitti

İstanbullular  kitabı bu sene okuduğum 24.kitap...

Kitap İstanbullular,İstanbullu olanlar,olmaya çalışanlar,İstanbulluluktan sıyrılmak üzere olanlar ve İstanbul hakkında.Her yaştan,her kesimden insanın bir şehre ,bir topluluğa ait olma çabasını;kendi olma uğraşını ve insanlık hallerinden kesitler sunuyor önümüze.
Kitabın iki ana karakteri var.Birincisi yurt dışında yaşayan gen profesörü,akıllı,güzel ,karakter sahibi,görgülü ama yaralı kadın Belgin Gümüş. İkincisi de Adana'dan çıkan heykeltıraş,duygu adamı, kendini yetiştirmiş,evlat acısı çeken halk adamı Ayhan Pozaner...Evet,aklınıza geldiği gibi birinin adı Belgin Doruk'tan,diğerinin ki de Ayhan Işık'tan geliyor ve bu iki kalbi kırık insanın bir gün yolları kesişir.Roman da zaten bu birleşmenin kesinleşeceği Atatürk Hava limanında yakışıklı Ayhan,güzel Belgin'i beklerken meydana gelir .Ayhan İstanbul'a kesin dönüş yapan Belgin'i karşılamak için hava limanına gider ama orada onu romanın diğer karakterleri ve anlatacakları kendi hikayeleri beklemektedir.Kim mi o diğerleri:
  • Tuvalet temizlik işçisi varoşlardan gelme Hasret Sefertaş,
  • Pasaport polisi maço Üzeyir Seferihisar
  • Taksi şoförü İstanbullu Kürt Hamo Türk,
  • Duty Free müdürü İstanbullu laik Yahudi Jak Sarfati,
  • Moskova'dan dönen liberal işadamı Mehmet Emin Entek,
  • O'nun genç sevgilisi ve "pörsınıl" asistanı Tijen Derya,
  • Türban yasağı nedeniyle Amerika'da üniversite eğitimi almaya giden türbanlı Aleynâ Gülsefer,
  • Cannes'da bir festivale giden ünlü sinema yazarı İstanbullu Levanten Anna Maria Vernier,
  • Fransa'da okuyan kızını ziyaretten dönen Fransızca öğretmeni İstanbullu Ermeni Ayda Seferyan,
  • Yurt dışında yaşayan kızı ve torununu ziyaretten yaşadığı Büyükada'ya dönen emekli tarih öğretmeni Kemalist Ulviye Yeniçağ,
  • Barcelona'daki bir mimarlık konferansında Türkiye'yi temsil eden İstanbullu aktivist, ünlü mimar Erol Argunsoy,
  • O'nun genç sevgilisi hava limanı barmeni İ. Baturcan Uzunçay,
  • Atina'ya göçmüş akrabalarını ziyarete giden Boğaziçi Üniversitesi çevre bilimci İstanbullu Rum Prof. Yannis Seferis,
  • San Francisco'daki ailesini ziyarete giden İstanbullu turizmci Susan Constance
  • Berlin'den tatile gelen Alevi işçi Sabriye Bektaş ,
  • Belgin'i karşılamaya gelen dadısı, dert ortağı, eski besleme İstanbullu Kete...

    Ve romanın en önemli karakteri İSTANBUL...Bir İstanbul ki her şeye karışıyor,kendini öve öve bitiremiyor.Kitapta en çok o konuşuyor.Neler mi diyor:
  • Benim adım İstanbul...
  • İçinden deniz geçen biricik şehir benim....
  • Yedi tepeli,yedi canlı,yedi kanlı İstanbul'um.
  • Gezgin ve şairlerin tutkusuyum...
  • Avrupalı Doğu Akdeniz şehri benim...
  • Taşım toprağım altın...

İstanbul'da dahil hepsinin anlatacak hikayesi var.Herkesin sevinçleri, hüzünleri, ön yargıları, aşmaya çalıştıkları sorunları var ama bu hikaye anlatma süreci hava limanında yapılan bir anonsla çok başka bir hal alıyor.Çok heyecanlı bir bekleyiş başlıyor o kozmopolit alanda.

Buket Uzuner okuyanların alışık olduğu bir dil yapısı var kitapta.Zorlamadan anlatıyor söylemek istediklerini yazar.Yalnız karakterlerini bazen o kadar teferruatlı ve bilmişçesine konuşturuyor ki inandırıcılığını kaybediyor.İstanbul 'da konuşmaya katılınca arada kopukluklar olabiliyor. Birde bazı anların farklı karakterlerce tekrar tekrar anlatılması insanı yorabiliyor.Küçük bezginlik anlarını atlatabilirseniz okunması oldukça keyifli bir kitap çıkıyor ortaya..Hele de benim gibi İstanbul özlemi çekenlerden,adını anınca burnunun direği sızlayanlardansanız tam size uygun bir kitap oluyor "İstanbullular".

Kitap puanım 9
Çünkü kitapta yer yer tekrar anlatımlar yer alıyor.

KİTAP AÇIKLAMASI


Yaz 2005. İstanbul Atatürk Hava limanı. Modernitenin ve şehrin sınırında genetik bilimciden gurbetçi işçiye, taksi şoföründen ünlü bir heykeltıraşa, tuvalet temizlikçisinden mimarlar odası eski başkanına kadar İstanbullu 15 kişinin yolları kesiştiğinde yüzyılımızın göçlerle genişlemiş İstanbul'undan, dolayısıyla Türkiye'sinden bir kesit ortaya çıkıyor. Bir İstanbul romanının olmazsa olmazı aşk elbette baş köşede yer alıyor.Büyük bir tehdit altında başlayan gerilim dolu dört saat boyunca İstanbul, Belgin ile Ayhan'ı kendisiyle ve aşkla hesaplaşmaya zorluyor.

2 Temmuz 2019 Salı

Kaynaşma Mimi:Büyük Blog Yazarları Birliği

1.Sizi tanımak istiyoruz dersek buraya adınız, bloğunuz ve sizi anlatan bir kelime nedir?
İsmim Nilay Deniz.Kedileri ve kitap okumayı çok sevdiğim blog ismim kitapkurdunils.Kocaeli'nde yaşıyorum.Kocaeli Üniversitesi'nde memurum.
2- Sosyal medya hesaplarınızı bizimle paylaşır mısınız?
Şimdilik paylaşmayı düşünmüyorum.
3- İlk blog yazmanıza referans olan kişi veya blogla tanıştığınız anı hatırlıyor musunuz?
İnternet'te bolgları gezerken neden ben de blog yazmıyorum diye düşündüm.Deeptone nun blogu sayesinde blog yazmaya karar verdim.
4- Sosyal medya üzerinde hangi yazarlar grubunda bulunuyorsunuz?
Sadece blogumda yazıyorum. Herhangi bir gruba üye değilim.
5- Ünlü sosyal ağı facebook.com üzerinde siteniz yasaklandı mı? Yasaklandıysa bir çözüm üretebildiniz mi?
Hayır yasaklanmadı
6- Bloglarımız için sizce hangi platform daha iyi  Blogspot / Wordpress & diğerleri?
Blogspot iyi bence. Burada çok iyi arkadaşlarımız var ve bir büyük aile gibiyiz. Diğerlerini bilmiyorum.
7- Kaç bloğunuz var?
Sadece bu blogum var.
8- Bloğunuzun toplam sayfa görüntüleme sayısı kaç?
Genel olarak günde 70 tık civarı
9- Bloğunuzda reklam yayınlıyor musunuz?
Hayır. Reklam almayı düşünmüyorum.
10- Misafir yazar olarak yazdığınız blog var mı?
Yok. Bloguma ancak yetişebiliyorum zaten. Yorum yanıtlamak, blog gezmek, yorum yapmak yeterli oluyor.
11- Daha önce bir Hacker ile karşılaştınız mı?
Yok. Sadece nette duyuyorum hackerların varlığını.
12- Hedefinizde nasıl bir blog yazarı olmak var?
Yazmayı seviyorum ve burada olmaktan mutluyum. Kendi blog çevremiz yeterli.
13- Arama motoru optimasyonu (Seo) bilginiz var mı?
Sadece yazıyorum, bu konular ilgimi çekmiyor.
14- Blog yazarlığını önerir misiniz? Evetse nedeni?
Öneririm. Yazmayı sevenler için iyi ortam. Okumak için de. Çevremiz çok kaliteli. Her şeyi blog arkadaşlarımdan öğreniyorum. Yemekler, filmler, diziler, müzikler, gezilecek yerler, moda, kozmetik..
15- Kitap okuma oranınız nedir? (10 üzerinden)
Sen başından beri 23 kitap bitirdim.Genelde hızlı okurum.(10 üzerinden 8)
16- Diğer blog yazarı arkadaşlarınızı nasıl takip ediyorsunuz? Okuma listesi kullanıyor musunuz?
Sevdiğim bloglara üye oluyorum.Okuma listesi kullanıyorum.
17- Blog sahipleriyle etkinlik yapıyor musunuz? Hangi etkinliklere katılırsınız?
Mimlere katılırım. Takip etkinliklerine. Bütün etkinlikleri desteklerim. Çekilişlere katılıyorum
18- Sosyal medya üzerinde blog linklerine karşılıklı beğeni yapar mısınız?
Elbette
19- Bugüne kadar kaç mim cevapladın? Hoşuna giden bir mim?
Bu ilk mimim.
20- Ünlü bir blog yazarı olsaydın, siyaset yapar mıydın?
Siyaset ilgimi çekiyor.Ama her politik görüşten insan blogumu takip ettiği için burada yapmayı düşünmüyorum.
21- Bu mimi cevaplamasını istediğiniz üç blog yazarı arkadaşınızı davet eder misiniz?
Valla isteyen ve zamanı olan herkes yapabilir 

28 Haziran 2019 Cuma

2019_23_ Rıfat Ilgaz -Hoca Nasrettin ve Çömezleri_Okudum Bitti

Hoca Nasrettin ve Çömezleri  kitabı bu sene okuduğum 23.kitap...
Kitaptaki Nasrettin Hoca fıkraları hem eğlenceli hem de düşündürücü..

Rıfat Ilgaz'ın yazım dili gerçekten çok güzel ve kolay anlaşılır..Hocanın söylediği tüm o sözlerin hikayelerini öğrenmek güzel oldu. Ne yazık ki kitapta anlatılanlar tarzı siyasetçiler günümüzde de mevcut.Nasrettin Hoca onları çok güzel hicvetmiş.

Kesinlikle her yaştan insana tavsiye ederim. 

Kitap puanım 10

KİTAP AÇIKLAMASI

Rıfat Ilgaz, Hoca Nasrettin ve Çömezleri'nde Nasrettin Hoca fıkralarını çağdaş bir yaklaşımla ve kendi mizah anlayışıyla yeniden üretiyor... [...] Pasif direnme yapmak, ezilmişliğini unutmak, dar zamanlarını kazasız belasız geçiştirmek zorunda kalan halkımız, Hocasına sık sık başvurmak yolunu tutmuştur. Bugünlerde ona gene sık sık başvuruyor¬sak, işlerin yolunda gitmediğini, haksızlıkların, baskıların arttığını söyleyebiliriz açıkça. [...] Hem davacıya, hem davalıya, hem de kendisini eleşti¬ren karısına hak vermekle kendi adalet anlayışını açıklamak değildir öngördüğü... Her şeyi tatlıya bağlamaya çalışan yöneticileri, çıkarcıları, eyyamcıları, dalkavukları yere vurmaktır amacı. Hoca bu yerden yere vurma işini kahramanlar gibi zor kullanarak, bedensel gücünü göstermek¬le yapmaz, filozofça yapar. Güçsüzler, arkasız kalanlar, dar zamanlarında onun fıkralarına sığınarak güçlü görünmeye, ayakta kalmaya, tutunmaya, yaşayışlarını sürdürmeye çalışırlar. Hocamız, atılım adamı, coşku adamı, eylem adamı olmadığı gibi bir kurtarıcı, bir yol gösterici, kısaca önden giden bir yönetici de değildir. Ezilen, kaderine terk edilen, sömürülen, dertli, acılı, sahipsiz halkımızdan yana, onunla gönül birliği eden, avutan, ayakta tutan, acılarını unutturan, okumuş yazmış, halkına dönük, aydın, cin gibi zeki, hazırcevap bir halk adamıdır. 

2019_22_ Anne Bronte-Agnes Grey_Okudum Bitti

Agnes Grey  kitabı bu sene okuduğum 22.kitap...
Kitap gerçekten çok etkileyici ve sürükleyici..

Anne Brontë, ilk romanı Agnes Grey’i 1847’de Acton Bell takma adıyla yirmi yedi yaşında yayımlamış. Jane Eyre’ den önce yazıldığı halde yayıncının mali sorunları yüzünden ondan iki ay sonra basılabilmiş Agnes Grey ve böylece Anne Brontë, sıradan bir kadın kahramanı anlatıcı olarak kullanan ilk yazar olma unvanını kardeşi Charlotte’a kaptırmış. Yazıldığı dönemde iyi satış rakamlarına ulaşsa da Emily’nin Uğultulu Tepeleri ve Charlotte’un Jane Eyre’i kadar ses getirmemiş. İçlerinde ablasının da bulunduğu birkaç eleştirmen tarafından Jane Austen’e benzetilerek sıradan ve tutkusuz olmakla suçlanmış. Bu konuda kesinlikle Charlotte’a katılmadığımı söylemem gerek. Jane Eyre ve Uğultulu Tepelerde kullanılan romantik ve gotik unsurlara yer vermediği için romanı tutkusuz olarak adlandırmak büyük haksızlık olur çünkü bambaşka bir şey var Agnes Grey’de. O, ne Jane gibi kurnaz ne de Cathy gibi ne yardan vazgeçerim ne serden diyenlerden, romanda da ne gaipten gelen sesler ne de hayaletler var. Diğer Brontë romanlarından çok daha sade, içten ve gerçekçi olması bir yana Jane Eyre ve Uğultulu Tepeler’i okurken aklıma sıkça gelen ...eee tutku tamamda onun kaynağı olması gereken aşk nerede? sorusunun cevabını veriyor Agnes Grey. Tabii ki romanda sadece aşk yok. Anne Brontë, kahramanı Agnes’la mürebbiye olarak yaşadığı zorlukları anlatırken, Viktorya döneminde, soylu kadınların hayatlarını, onlardan neler beklendiğini, vermek zorunda oldukları evlilik kararını ne şartlar altında ve hangi yönde aldıklarını da, çizdiği Rosalie karakteriyle göstermiş. Yazarın, büyük oranda kendi hayatından esinlenerek, içinde yaşadığı toplum için duyduğu kaygılarını ve eleştirilerini ön plana çıkarttığı bir roman Agnes Grey.

Kitap puanım 10

KİTAP AÇIKLAMASI

Agnes Grey'de Anne Brontë, Viktorya dönemi İngiltere'sinde, bir mürebbiyenin toplumsal sınıflar arasına sıkışmış yaşantısını anlatır. Romancı olan diğer kardeşleri Emily ve Charlotte'a göre, daha doğrudan ve naif bir üslupla yazan Anne, kendi hayat hikayesinden sahneleri de malzeme olarak kullanır. Katı bir sınıf sistemine sahip, okuryazarlık oranının düşük olduğu Viktorya döneminde Brontë kardeşler, aldıkları eğitime rağmen mütevazı bir yaşam sürdürmüşlerdi. Romanlarını pastoral yaşam, ilişkilerdeki görünmez kurallar, kaba, doğal ama özgür ruhlar, ahlaki yargılar üzerine kurmuş, yazdıklarıyla toplumlarının dönüşmesine de katkıda bulunmuşlardı. Entelektüel yoğunluk, duygusal açlık ve ahlâki sorumluluk arasında kurulmaya çalışılan dengenin yansıtıldığı Agnes Grey, toplumsal yaşama dâhil olmaya çalışan kadınlar üzerine gerçekçi gözlemleriyle, romantik bir klasiğin ötesine geçmektedir.

27 Haziran 2019 Perşembe

2019_21_ Barbara Cartland-Sıcak Kalpler_Okudum Bitti

Sıcak Kalpler  kitabı bu sene okuduğum 21.kitap...
Kitap gerçekten çok etkileyici ve sürükleyici..
Barbara Cartland yine çok güzel ve sürükleyici bir aşk romanı yazmış.
Kitabı okumanızı gerçekten tavsiye ederim.
Kitap puanım 10 !!!

KİTAP AÇIKLAMASI



  • Yazar:Barbara Cartland  
  • Yayın evi :kelebek yayınları  
  • Yayın yılı:                   1970

26 Haziran 2019 Çarşamba

2019_20_ Şükran Kozalı-Eğreti Gelinler_Okudum Bitti

Eğreti Gelinler  kitabı bu sene okuduğum 20.kitap...
Kitap gerçekten çok etkileyici ve sürükleyici...Eğreti Gelinler'in hikayelerini okurken boğazınızda bir şey düğümleniyor..Kitabı okumanızı gerçekten tavsiye ederim.

Denizli'den başka hiçbir yerde yaşanmamış olan "eğreti gelin" geleneğini el altından yürüten zengin aileler ergen oğullarını kadın bedeniyle tanıştırıp evliliğe hazırlarken kendi evlerinde özel döşeli bir oda açıyorlardı. Bedenlerini karın tokluğuna delikanlılarına sunan bu kadınlar eğreti gelinlikleri süresince yol yordam öğrenip bilgilenip sahte bir mutlulukla yetinmek zorunda kalıyorlardı. Kozalarını delip kelebek olmak isterlerse de kızgın buhara sokulup canlanmaları önleniyor: Eline bohçasıyla yüreği tutuşturulan eğreti geline "Bu evde işin bitti!" deniliyordu. Evsiz barksız kaldığında bir zamanlar gelinlik yaptığı tutkulu erkekler bazen onları korumaları altına alsa da geçmişleri hep keskin ve kırıcıydı...  Aşkları ise büyülü ve kalıcı..."Eğreti gelinleri onların delikanlılarını Çökelez'i Selmin'i ileri bir tarihe bugüne getirdiğimde şehir şehir gezdirirken anlamsız bir bütünün içinde ufalanıp dağılıyorlar. Kuşku yok onlar Göller Şehri'nde yaşadılar. İşleri ünleri gıcılı yağan kar zamanları yarısı beyaz diğer yarısı pembe mayhoş şehla telli çekirdeksiz narları buzdan kılıçlı çatılarıyla..."

Kitap puanım ** 10 !!!

KİTAP AÇIKLAMASI


Dünyaya sessizce gelmişti eğreti gelinler ve yine öyle gideceklerdi. Mezar ziyaretlerinden biri Kostak Emineyi ele verdi; yazarıyla karşılaştırdı. Denizliden (Göller Şehrinden) başka hiçbir yerde yaşanmamış olan eğreti gelin geleneğini el altından yürüten zengin aileler, ergen oğullarını kadın bedeniyle tanıştırıp evliliğe hazırlarken, kendi evlerinde özel döşeli bir oda açıyorlar. Sevişgen bedenlerini karın tokluğuna mektepli delikanlılarına sunan bu kadınlar, kozalarını delip kelebek olmak isterlerse, kızgın buhara sokulup canlanmaları önleniyor: Eline bohçasıyla yüreği tutuşturulan eğreti geline, Bu evde işin bitti deniliyor. Evsiz barksız kaldığında, bir zamanlar gelinlik yaptığı tutkulu erkekleri bazen onları korumaları altına alsa da yasakları, geçmişi keskin ve kırıcı, aşkları büyülü ve kalıcı... 1930'lu yılların eğreti gelinleri, bir Atıf Yılmaz filmine de konu oldu.

  AĞAÇ EV SOHBETLERİ 258 Uzun zamandır blogta yoktum. Çalıştığım birim yoğun olunca bayağı ara verdim.. Haftanın konusu:  "2024 Paris O...