Arabalar Beş Kuruşa kitabı bu sene okuduğum 26.kitap...
Kitapta çok etkileyici öyküler yer almakta...
Kitapta beni en çok etkileyen 2 öykü,Ayran ve Arabalar Beş Kuruşa adlı öykülerdi.
Kitap puanım *10
KİTAP AÇIKLAMASI
“İnsanlara pek güç meram anlatıyordu; yarım saat uğraşarak bir kelime çıkarabiliyor, etrafındakileri güldürmese bile sıkıyor, daha fazla da kendisi sıkılıyordu. Deniz ona oldukça mükemmel bir arkadaştı. Başaltındaki kirli yatağında, geminin burnuna çarpan dalgaların uğultusunu dinler, onları uykusunda bile duyardı.
Zaten sıkmadan uzun uzun anlatmasını bilen yegâne geveze, denizdir. Ömürlerinin dörtte üçünü denizde geçiren ihtiyarların arasında bile suların sesini sıkıcı, yeknesak bulan, bu sesten bıkan birine tesadüf edilmemiştir.”
(‘Bir Gemici Hikayesi’ adlı öyküden)
Kimi kelimeler içinde hem hayatı taşır hem de onun sunamadıklarını. Bu yüzdendir ki bazen bir araya gelir ve
hayatın verdiğinden çok daha fazlasını yaşatır insanoğluna. Bazı insanlar da hayatı kelimelerin içinden yaşar; onlarla bakar, duyar ve kimsenin bilmediği şeylerden bahsederler yine insanlara. Bize gördüğümüzden fazlasını anlatan ve hayatı kelimelerin içinden yaşayarak onları soluyan Sabahattin Ali'nin kuvvetli kaleminden çıkan öykülerinden bir seçki…
22 Temmuz 2019 Pazartesi
16 Temmuz 2019 Salı
2019_25_ Şebnem Burcuoğlu -Kocan Kadar Konuş_Okudum Bitti
Kocan Kadar Konuş kitabı bu sene okuduğum 25.kitap...
Önce filmini seyretmiş birisi olarak kitap beni sıkmadı hatta eğlendirdi diyebilirim. Zaten çok kolay okunan, akıcı, esprili bir dili var kitabın. Türkiye'de evliliklerin nasıl yapıldığına dair tespitler hiç de gerçeklikten uzak değil. Aksine, güleriz ağlanacak halimize kıvamında. Boşanma oranlarının son yıllarda neden arttığı evliliklerin ne üzerine kurulduğundan gayet rahat anlaşılabiliyor. İnsanlar daha karşısındakini doğru dürüst tanımadan sırf evlenmiş olmak için evleniyor. Garip bir durumun eğlencelik güzel bir anlatımıydı.
Filmine değinecek olursak da kitabın neredeyse birebir aktarıldığını söyleyebilirim. Filmini sevdiyseniz kitabını da okuyarak bazı küçük detayları öğrenebilirsiniz. Mesela Efsun'un konuştuğu hayali yazarın aslında Sabahattin Ali olduğu gibi.
Serinin ikinci kitabı olan Kocan Kadar Konuş Diriliş kitabının pdf 'ini okudum.Kitap bu serinin devamı ve 2.kitap daha eğlenceli.2.kitapta serimiz tamamlanmış oluyor.
Kitap puanım *10
KİTAP AÇIKLAMASI
"Türkiye'de kadınların DNA'larına kodlanmış olan evlenme saplantısı, ne yazık ki bizim ailede daha yoğun. Millete ailesinden genetik miras olarak mavi göz kalır, bize bu evlenme saplantısı kalmış. 'Sinek kadar eri olanın dağ kadar feri olurmuş' atasözü, anneannem Peyker'in lafıdır. Yani o sözü söyleyen ata, bizzat benim anneannem.
Sözün özü, kocan varsa varsın, yoksa da geçmiş olsun. Hele ki bir de 30'una gelip de bekâr kaldıysan bu dünyada yatacak yerin yok!"
Evli misin?
Ya nişanlı?
Sevgilin var mı?
O da mı yok!
Yaş kaç?
Hmm. Anlaşıldı.
Sen en iyisi bu kitabı bir oku. Yalnız değilsin Türk kızı! Senden çok var -ay bunu da yanlış anlayıp trip atarsın sen şimdi. Yok, öyle demek istemedik. Ailen, çevren, eşin-dostun-arkadaşın,kankan, hepsi evlilik lafı ediyor değil mi? Ama zor iş.
Koca bulmak ÇOK zor iş arkadaş…
Önce filmini seyretmiş birisi olarak kitap beni sıkmadı hatta eğlendirdi diyebilirim. Zaten çok kolay okunan, akıcı, esprili bir dili var kitabın. Türkiye'de evliliklerin nasıl yapıldığına dair tespitler hiç de gerçeklikten uzak değil. Aksine, güleriz ağlanacak halimize kıvamında. Boşanma oranlarının son yıllarda neden arttığı evliliklerin ne üzerine kurulduğundan gayet rahat anlaşılabiliyor. İnsanlar daha karşısındakini doğru dürüst tanımadan sırf evlenmiş olmak için evleniyor. Garip bir durumun eğlencelik güzel bir anlatımıydı.
Filmine değinecek olursak da kitabın neredeyse birebir aktarıldığını söyleyebilirim. Filmini sevdiyseniz kitabını da okuyarak bazı küçük detayları öğrenebilirsiniz. Mesela Efsun'un konuştuğu hayali yazarın aslında Sabahattin Ali olduğu gibi.
Serinin ikinci kitabı olan Kocan Kadar Konuş Diriliş kitabının pdf 'ini okudum.Kitap bu serinin devamı ve 2.kitap daha eğlenceli.2.kitapta serimiz tamamlanmış oluyor.
Kitap puanım *10
KİTAP AÇIKLAMASI
"Türkiye'de kadınların DNA'larına kodlanmış olan evlenme saplantısı, ne yazık ki bizim ailede daha yoğun. Millete ailesinden genetik miras olarak mavi göz kalır, bize bu evlenme saplantısı kalmış. 'Sinek kadar eri olanın dağ kadar feri olurmuş' atasözü, anneannem Peyker'in lafıdır. Yani o sözü söyleyen ata, bizzat benim anneannem.Sözün özü, kocan varsa varsın, yoksa da geçmiş olsun. Hele ki bir de 30'una gelip de bekâr kaldıysan bu dünyada yatacak yerin yok!"
Evli misin?
Ya nişanlı?
Sevgilin var mı?
O da mı yok!
Yaş kaç?
Hmm. Anlaşıldı.
Sen en iyisi bu kitabı bir oku. Yalnız değilsin Türk kızı! Senden çok var -ay bunu da yanlış anlayıp trip atarsın sen şimdi. Yok, öyle demek istemedik. Ailen, çevren, eşin-dostun-arkadaşın,kankan, hepsi evlilik lafı ediyor değil mi? Ama zor iş.
Koca bulmak ÇOK zor iş arkadaş…
11 Temmuz 2019 Perşembe
2019_24_ Buket Uzuner -İstanbullular_Okudum Bitti
İstanbullular kitabı bu sene okuduğum 24.kitap...
İstanbul'da dahil hepsinin anlatacak hikayesi var.Herkesin sevinçleri, hüzünleri, ön yargıları, aşmaya çalıştıkları sorunları var ama bu hikaye anlatma süreci hava limanında yapılan bir anonsla çok başka bir hal alıyor.Çok heyecanlı bir bekleyiş başlıyor o kozmopolit alanda.
Yaz 2005. İstanbul Atatürk Hava limanı. Modernitenin ve şehrin sınırında genetik bilimciden gurbetçi işçiye, taksi şoföründen ünlü bir heykeltıraşa, tuvalet temizlikçisinden mimarlar odası eski başkanına kadar İstanbullu 15 kişinin yolları kesiştiğinde yüzyılımızın göçlerle genişlemiş İstanbul'undan, dolayısıyla Türkiye'sinden bir kesit ortaya çıkıyor. Bir İstanbul romanının olmazsa olmazı aşk elbette baş köşede yer alıyor.Büyük bir tehdit altında başlayan gerilim dolu dört saat boyunca İstanbul, Belgin ile Ayhan'ı kendisiyle ve aşkla hesaplaşmaya zorluyor.
Kitap İstanbullular,İstanbullu olanlar,olmaya çalışanlar,İstanbulluluktan sıyrılmak üzere olanlar ve İstanbul hakkında.Her yaştan,her kesimden insanın bir şehre ,bir topluluğa ait olma çabasını;kendi olma uğraşını ve insanlık hallerinden kesitler sunuyor önümüze.
Kitabın iki ana karakteri var.Birincisi yurt dışında yaşayan gen profesörü,akıllı,güzel ,karakter sahibi,görgülü ama yaralı kadın Belgin Gümüş. İkincisi de Adana'dan çıkan heykeltıraş,duygu adamı, kendini yetiştirmiş,evlat acısı çeken halk adamı Ayhan Pozaner...Evet,aklınıza geldiği gibi birinin adı Belgin Doruk'tan,diğerinin ki de Ayhan Işık'tan geliyor ve bu iki kalbi kırık insanın bir gün yolları kesişir.Roman da zaten bu birleşmenin kesinleşeceği Atatürk Hava limanında yakışıklı Ayhan,güzel Belgin'i beklerken meydana gelir .Ayhan İstanbul'a kesin dönüş yapan Belgin'i karşılamak için hava limanına gider ama orada onu romanın diğer karakterleri ve anlatacakları kendi hikayeleri beklemektedir.Kim mi o diğerleri:- Tuvalet temizlik işçisi varoşlardan gelme Hasret Sefertaş,
- Pasaport polisi maço Üzeyir Seferihisar
- Taksi şoförü İstanbullu Kürt Hamo Türk,
- Duty Free müdürü İstanbullu laik Yahudi Jak Sarfati,
- Moskova'dan dönen liberal işadamı Mehmet Emin Entek,
- O'nun genç sevgilisi ve "pörsınıl" asistanı Tijen Derya,
- Türban yasağı nedeniyle Amerika'da üniversite eğitimi almaya giden türbanlı Aleynâ Gülsefer,
- Cannes'da bir festivale giden ünlü sinema yazarı İstanbullu Levanten Anna Maria Vernier,
- Fransa'da okuyan kızını ziyaretten dönen Fransızca öğretmeni İstanbullu Ermeni Ayda Seferyan,
- Yurt dışında yaşayan kızı ve torununu ziyaretten yaşadığı Büyükada'ya dönen emekli tarih öğretmeni Kemalist Ulviye Yeniçağ,
- Barcelona'daki bir mimarlık konferansında Türkiye'yi temsil eden İstanbullu aktivist, ünlü mimar Erol Argunsoy,
- O'nun genç sevgilisi hava limanı barmeni İ. Baturcan Uzunçay,
- Atina'ya göçmüş akrabalarını ziyarete giden Boğaziçi Üniversitesi çevre bilimci İstanbullu Rum Prof. Yannis Seferis,
- San Francisco'daki ailesini ziyarete giden İstanbullu turizmci Susan Constance
- Berlin'den tatile gelen Alevi işçi Sabriye Bektaş ,
- Belgin'i karşılamaya gelen dadısı, dert ortağı, eski besleme İstanbullu Kete...
Ve romanın en önemli karakteri İSTANBUL...Bir İstanbul ki her şeye karışıyor,kendini öve öve bitiremiyor.Kitapta en çok o konuşuyor.Neler mi diyor: - Benim adım İstanbul...
- İçinden deniz geçen biricik şehir benim....
- Yedi tepeli,yedi canlı,yedi kanlı İstanbul'um.
- Gezgin ve şairlerin tutkusuyum...
- Avrupalı Doğu Akdeniz şehri benim...
- Taşım toprağım altın...
İstanbul'da dahil hepsinin anlatacak hikayesi var.Herkesin sevinçleri, hüzünleri, ön yargıları, aşmaya çalıştıkları sorunları var ama bu hikaye anlatma süreci hava limanında yapılan bir anonsla çok başka bir hal alıyor.Çok heyecanlı bir bekleyiş başlıyor o kozmopolit alanda.
Buket Uzuner okuyanların alışık olduğu bir dil yapısı var kitapta.Zorlamadan anlatıyor söylemek istediklerini yazar.Yalnız karakterlerini bazen o kadar teferruatlı ve bilmişçesine konuşturuyor ki inandırıcılığını kaybediyor.İstanbul 'da konuşmaya katılınca arada kopukluklar olabiliyor. Birde bazı anların farklı karakterlerce tekrar tekrar anlatılması insanı yorabiliyor.Küçük bezginlik anlarını atlatabilirseniz okunması oldukça keyifli bir kitap çıkıyor ortaya..Hele de benim gibi İstanbul özlemi çekenlerden,adını anınca burnunun direği sızlayanlardansanız tam size uygun bir kitap oluyor "İstanbullular".
Kitap puanım 9
Çünkü kitapta yer yer tekrar anlatımlar yer alıyor.
KİTAP AÇIKLAMASI
Yaz 2005. İstanbul Atatürk Hava limanı. Modernitenin ve şehrin sınırında genetik bilimciden gurbetçi işçiye, taksi şoföründen ünlü bir heykeltıraşa, tuvalet temizlikçisinden mimarlar odası eski başkanına kadar İstanbullu 15 kişinin yolları kesiştiğinde yüzyılımızın göçlerle genişlemiş İstanbul'undan, dolayısıyla Türkiye'sinden bir kesit ortaya çıkıyor. Bir İstanbul romanının olmazsa olmazı aşk elbette baş köşede yer alıyor.Büyük bir tehdit altında başlayan gerilim dolu dört saat boyunca İstanbul, Belgin ile Ayhan'ı kendisiyle ve aşkla hesaplaşmaya zorluyor.2 Temmuz 2019 Salı
Kaynaşma Mimi:Büyük Blog Yazarları Birliği
1.Sizi tanımak istiyoruz dersek buraya adınız, bloğunuz ve sizi anlatan bir kelime nedir?
İsmim Nilay Deniz.Kedileri ve kitap okumayı çok sevdiğim blog ismim kitapkurdunils.Kocaeli'nde yaşıyorum.Kocaeli Üniversitesi'nde memurum.
2- Sosyal medya hesaplarınızı bizimle paylaşır mısınız?
Şimdilik paylaşmayı düşünmüyorum.
3- İlk blog yazmanıza referans olan kişi veya blogla tanıştığınız anı hatırlıyor musunuz?
İsmim Nilay Deniz.Kedileri ve kitap okumayı çok sevdiğim blog ismim kitapkurdunils.Kocaeli'nde yaşıyorum.Kocaeli Üniversitesi'nde memurum.
2- Sosyal medya hesaplarınızı bizimle paylaşır mısınız?
Şimdilik paylaşmayı düşünmüyorum.
3- İlk blog yazmanıza referans olan kişi veya blogla tanıştığınız anı hatırlıyor musunuz?
İnternet'te bolgları gezerken neden ben de blog yazmıyorum diye düşündüm.Deeptone nun blogu sayesinde blog yazmaya karar verdim.
4- Sosyal medya üzerinde hangi yazarlar grubunda bulunuyorsunuz?
Sadece blogumda yazıyorum. Herhangi bir gruba üye değilim.
5- Ünlü sosyal ağı facebook.com üzerinde siteniz yasaklandı mı? Yasaklandıysa bir çözüm üretebildiniz mi?
Hayır yasaklanmadı
6- Bloglarımız için sizce hangi platform daha iyi Blogspot / Wordpress & diğerleri?
Blogspot iyi bence. Burada çok iyi arkadaşlarımız var ve bir büyük aile gibiyiz. Diğerlerini bilmiyorum.
7- Kaç bloğunuz var?
4- Sosyal medya üzerinde hangi yazarlar grubunda bulunuyorsunuz?
Sadece blogumda yazıyorum. Herhangi bir gruba üye değilim.
5- Ünlü sosyal ağı facebook.com üzerinde siteniz yasaklandı mı? Yasaklandıysa bir çözüm üretebildiniz mi?
Hayır yasaklanmadı
6- Bloglarımız için sizce hangi platform daha iyi Blogspot / Wordpress & diğerleri?
Blogspot iyi bence. Burada çok iyi arkadaşlarımız var ve bir büyük aile gibiyiz. Diğerlerini bilmiyorum.
7- Kaç bloğunuz var?
Sadece bu blogum var.
8- Bloğunuzun toplam sayfa görüntüleme sayısı kaç?
Genel olarak günde 70 tık civarı
9- Bloğunuzda reklam yayınlıyor musunuz?
Hayır. Reklam almayı düşünmüyorum.
10- Misafir yazar olarak yazdığınız blog var mı?
Yok. Bloguma ancak yetişebiliyorum zaten. Yorum yanıtlamak, blog gezmek, yorum yapmak yeterli oluyor.
8- Bloğunuzun toplam sayfa görüntüleme sayısı kaç?
Genel olarak günde 70 tık civarı
9- Bloğunuzda reklam yayınlıyor musunuz?
Hayır. Reklam almayı düşünmüyorum.
10- Misafir yazar olarak yazdığınız blog var mı?
Yok. Bloguma ancak yetişebiliyorum zaten. Yorum yanıtlamak, blog gezmek, yorum yapmak yeterli oluyor.
11- Daha önce bir Hacker ile karşılaştınız mı?
Yok. Sadece nette duyuyorum hackerların varlığını.
12- Hedefinizde nasıl bir blog yazarı olmak var?
Yazmayı seviyorum ve burada olmaktan mutluyum. Kendi blog çevremiz yeterli.
13- Arama motoru optimasyonu (Seo) bilginiz var mı?
12- Hedefinizde nasıl bir blog yazarı olmak var?
Yazmayı seviyorum ve burada olmaktan mutluyum. Kendi blog çevremiz yeterli.
13- Arama motoru optimasyonu (Seo) bilginiz var mı?
Sadece yazıyorum, bu konular ilgimi çekmiyor.
14- Blog yazarlığını önerir misiniz? Evetse nedeni?
14- Blog yazarlığını önerir misiniz? Evetse nedeni?
Öneririm. Yazmayı sevenler için iyi ortam. Okumak için de. Çevremiz çok kaliteli. Her şeyi blog arkadaşlarımdan öğreniyorum. Yemekler, filmler, diziler, müzikler, gezilecek yerler, moda, kozmetik..
15- Kitap okuma oranınız nedir? (10 üzerinden)
Sen başından beri 23 kitap bitirdim.Genelde hızlı okurum.(10 üzerinden 8)
16- Diğer blog yazarı arkadaşlarınızı nasıl takip ediyorsunuz? Okuma listesi kullanıyor musunuz?
Sevdiğim bloglara üye oluyorum.Okuma listesi kullanıyorum.
17- Blog sahipleriyle etkinlik yapıyor musunuz? Hangi etkinliklere katılırsınız?
Mimlere katılırım. Takip etkinliklerine. Bütün etkinlikleri desteklerim. Çekilişlere katılıyorum
18- Sosyal medya üzerinde blog linklerine karşılıklı beğeni yapar mısınız?
Elbette
19- Bugüne kadar kaç mim cevapladın? Hoşuna giden bir mim?
Bu ilk mimim.
20- Ünlü bir blog yazarı olsaydın, siyaset yapar mıydın?
15- Kitap okuma oranınız nedir? (10 üzerinden)
Sen başından beri 23 kitap bitirdim.Genelde hızlı okurum.(10 üzerinden 8)
16- Diğer blog yazarı arkadaşlarınızı nasıl takip ediyorsunuz? Okuma listesi kullanıyor musunuz?
Sevdiğim bloglara üye oluyorum.Okuma listesi kullanıyorum.
17- Blog sahipleriyle etkinlik yapıyor musunuz? Hangi etkinliklere katılırsınız?
Mimlere katılırım. Takip etkinliklerine. Bütün etkinlikleri desteklerim. Çekilişlere katılıyorum
18- Sosyal medya üzerinde blog linklerine karşılıklı beğeni yapar mısınız?
Elbette
19- Bugüne kadar kaç mim cevapladın? Hoşuna giden bir mim?
Bu ilk mimim.
20- Ünlü bir blog yazarı olsaydın, siyaset yapar mıydın?
Siyaset ilgimi çekiyor.Ama her politik görüşten insan blogumu takip ettiği için burada yapmayı düşünmüyorum.
21- Bu mimi cevaplamasını istediğiniz üç blog yazarı arkadaşınızı davet eder misiniz?
Valla isteyen ve zamanı olan herkes yapabilir
21- Bu mimi cevaplamasını istediğiniz üç blog yazarı arkadaşınızı davet eder misiniz?
Valla isteyen ve zamanı olan herkes yapabilir
28 Haziran 2019 Cuma
2019_23_ Rıfat Ilgaz -Hoca Nasrettin ve Çömezleri_Okudum Bitti
Hoca Nasrettin ve Çömezleri kitabı bu sene okuduğum 23.kitap...
Kitaptaki Nasrettin Hoca fıkraları hem eğlenceli hem de düşündürücü..
Rıfat Ilgaz'ın yazım dili gerçekten çok güzel ve kolay anlaşılır..Hocanın söylediği tüm o sözlerin hikayelerini öğrenmek güzel oldu. Ne yazık ki kitapta anlatılanlar tarzı siyasetçiler günümüzde de mevcut.Nasrettin Hoca onları çok güzel hicvetmiş.
Kesinlikle her yaştan insana tavsiye ederim.
Kitap puanım 10
KİTAP AÇIKLAMASI
Rıfat Ilgaz, Hoca Nasrettin ve Çömezleri'nde Nasrettin Hoca fıkralarını çağdaş bir yaklaşımla ve kendi mizah anlayışıyla yeniden üretiyor... [...] Pasif direnme yapmak, ezilmişliğini unutmak, dar zamanlarını kazasız belasız geçiştirmek zorunda kalan halkımız, Hocasına sık sık başvurmak yolunu tutmuştur. Bugünlerde ona gene sık sık başvuruyor¬sak, işlerin yolunda gitmediğini, haksızlıkların, baskıların arttığını söyleyebiliriz açıkça. [...] Hem davacıya, hem davalıya, hem de kendisini eleşti¬ren karısına hak vermekle kendi adalet anlayışını açıklamak değildir öngördüğü... Her şeyi tatlıya bağlamaya çalışan yöneticileri, çıkarcıları, eyyamcıları, dalkavukları yere vurmaktır amacı. Hoca bu yerden yere vurma işini kahramanlar gibi zor kullanarak, bedensel gücünü göstermek¬le yapmaz, filozofça yapar. Güçsüzler, arkasız kalanlar, dar zamanlarında onun fıkralarına sığınarak güçlü görünmeye, ayakta kalmaya, tutunmaya, yaşayışlarını sürdürmeye çalışırlar. Hocamız, atılım adamı, coşku adamı, eylem adamı olmadığı gibi bir kurtarıcı, bir yol gösterici, kısaca önden giden bir yönetici de değildir. Ezilen, kaderine terk edilen, sömürülen, dertli, acılı, sahipsiz halkımızdan yana, onunla gönül birliği eden, avutan, ayakta tutan, acılarını unutturan, okumuş yazmış, halkına dönük, aydın, cin gibi zeki, hazırcevap bir halk adamıdır.
Kitaptaki Nasrettin Hoca fıkraları hem eğlenceli hem de düşündürücü..
Rıfat Ilgaz'ın yazım dili gerçekten çok güzel ve kolay anlaşılır..Hocanın söylediği tüm o sözlerin hikayelerini öğrenmek güzel oldu. Ne yazık ki kitapta anlatılanlar tarzı siyasetçiler günümüzde de mevcut.Nasrettin Hoca onları çok güzel hicvetmiş.
Kesinlikle her yaştan insana tavsiye ederim.
Kitap puanım 10
KİTAP AÇIKLAMASI
Rıfat Ilgaz, Hoca Nasrettin ve Çömezleri'nde Nasrettin Hoca fıkralarını çağdaş bir yaklaşımla ve kendi mizah anlayışıyla yeniden üretiyor... [...] Pasif direnme yapmak, ezilmişliğini unutmak, dar zamanlarını kazasız belasız geçiştirmek zorunda kalan halkımız, Hocasına sık sık başvurmak yolunu tutmuştur. Bugünlerde ona gene sık sık başvuruyor¬sak, işlerin yolunda gitmediğini, haksızlıkların, baskıların arttığını söyleyebiliriz açıkça. [...] Hem davacıya, hem davalıya, hem de kendisini eleşti¬ren karısına hak vermekle kendi adalet anlayışını açıklamak değildir öngördüğü... Her şeyi tatlıya bağlamaya çalışan yöneticileri, çıkarcıları, eyyamcıları, dalkavukları yere vurmaktır amacı. Hoca bu yerden yere vurma işini kahramanlar gibi zor kullanarak, bedensel gücünü göstermek¬le yapmaz, filozofça yapar. Güçsüzler, arkasız kalanlar, dar zamanlarında onun fıkralarına sığınarak güçlü görünmeye, ayakta kalmaya, tutunmaya, yaşayışlarını sürdürmeye çalışırlar. Hocamız, atılım adamı, coşku adamı, eylem adamı olmadığı gibi bir kurtarıcı, bir yol gösterici, kısaca önden giden bir yönetici de değildir. Ezilen, kaderine terk edilen, sömürülen, dertli, acılı, sahipsiz halkımızdan yana, onunla gönül birliği eden, avutan, ayakta tutan, acılarını unutturan, okumuş yazmış, halkına dönük, aydın, cin gibi zeki, hazırcevap bir halk adamıdır.
2019_22_ Anne Bronte-Agnes Grey_Okudum Bitti
Agnes Grey kitabı bu sene okuduğum 22.kitap...
Kitap gerçekten çok etkileyici ve sürükleyici..
Anne Brontë, ilk romanı Agnes Grey’i 1847’de Acton Bell takma adıyla yirmi yedi yaşında yayımlamış. Jane Eyre’ den önce yazıldığı halde yayıncının mali sorunları yüzünden ondan iki ay sonra basılabilmiş Agnes Grey ve böylece Anne Brontë, sıradan bir kadın kahramanı anlatıcı olarak kullanan ilk yazar olma unvanını kardeşi Charlotte’a kaptırmış. Yazıldığı dönemde iyi satış rakamlarına ulaşsa da Emily’nin Uğultulu Tepeleri ve Charlotte’un Jane Eyre’i kadar ses getirmemiş. İçlerinde ablasının da bulunduğu birkaç eleştirmen tarafından Jane Austen’e benzetilerek sıradan ve tutkusuz olmakla suçlanmış. Bu konuda kesinlikle Charlotte’a katılmadığımı söylemem gerek. Jane Eyre ve Uğultulu Tepelerde kullanılan romantik ve gotik unsurlara yer vermediği için romanı tutkusuz olarak adlandırmak büyük haksızlık olur çünkü bambaşka bir şey var Agnes Grey’de. O, ne Jane gibi kurnaz ne de Cathy gibi ne yardan vazgeçerim ne serden diyenlerden, romanda da ne gaipten gelen sesler ne de hayaletler var. Diğer Brontë romanlarından çok daha sade, içten ve gerçekçi olması bir yana Jane Eyre ve Uğultulu Tepeler’i okurken aklıma sıkça gelen ...eee tutku tamamda onun kaynağı olması gereken aşk nerede? sorusunun cevabını veriyor Agnes Grey. Tabii ki romanda sadece aşk yok. Anne Brontë, kahramanı Agnes’la mürebbiye olarak yaşadığı zorlukları anlatırken, Viktorya döneminde, soylu kadınların hayatlarını, onlardan neler beklendiğini, vermek zorunda oldukları evlilik kararını ne şartlar altında ve hangi yönde aldıklarını da, çizdiği Rosalie karakteriyle göstermiş. Yazarın, büyük oranda kendi hayatından esinlenerek, içinde yaşadığı toplum için duyduğu kaygılarını ve eleştirilerini ön plana çıkarttığı bir roman Agnes Grey.
Kitap puanım 10
KİTAP AÇIKLAMASI
Agnes Grey'de Anne Brontë, Viktorya dönemi İngiltere'sinde, bir mürebbiyenin toplumsal sınıflar arasına sıkışmış yaşantısını anlatır. Romancı olan diğer kardeşleri Emily ve Charlotte'a göre, daha doğrudan ve naif bir üslupla yazan Anne, kendi hayat hikayesinden sahneleri de malzeme olarak kullanır. Katı bir sınıf sistemine sahip, okuryazarlık oranının düşük olduğu Viktorya döneminde Brontë kardeşler, aldıkları eğitime rağmen mütevazı bir yaşam sürdürmüşlerdi. Romanlarını pastoral yaşam, ilişkilerdeki görünmez kurallar, kaba, doğal ama özgür ruhlar, ahlaki yargılar üzerine kurmuş, yazdıklarıyla toplumlarının dönüşmesine de katkıda bulunmuşlardı. Entelektüel yoğunluk, duygusal açlık ve ahlâki sorumluluk arasında kurulmaya çalışılan dengenin yansıtıldığı Agnes Grey, toplumsal yaşama dâhil olmaya çalışan kadınlar üzerine gerçekçi gözlemleriyle, romantik bir klasiğin ötesine geçmektedir.
Kitap gerçekten çok etkileyici ve sürükleyici..
Anne Brontë, ilk romanı Agnes Grey’i 1847’de Acton Bell takma adıyla yirmi yedi yaşında yayımlamış. Jane Eyre’ den önce yazıldığı halde yayıncının mali sorunları yüzünden ondan iki ay sonra basılabilmiş Agnes Grey ve böylece Anne Brontë, sıradan bir kadın kahramanı anlatıcı olarak kullanan ilk yazar olma unvanını kardeşi Charlotte’a kaptırmış. Yazıldığı dönemde iyi satış rakamlarına ulaşsa da Emily’nin Uğultulu Tepeleri ve Charlotte’un Jane Eyre’i kadar ses getirmemiş. İçlerinde ablasının da bulunduğu birkaç eleştirmen tarafından Jane Austen’e benzetilerek sıradan ve tutkusuz olmakla suçlanmış. Bu konuda kesinlikle Charlotte’a katılmadığımı söylemem gerek. Jane Eyre ve Uğultulu Tepelerde kullanılan romantik ve gotik unsurlara yer vermediği için romanı tutkusuz olarak adlandırmak büyük haksızlık olur çünkü bambaşka bir şey var Agnes Grey’de. O, ne Jane gibi kurnaz ne de Cathy gibi ne yardan vazgeçerim ne serden diyenlerden, romanda da ne gaipten gelen sesler ne de hayaletler var. Diğer Brontë romanlarından çok daha sade, içten ve gerçekçi olması bir yana Jane Eyre ve Uğultulu Tepeler’i okurken aklıma sıkça gelen ...eee tutku tamamda onun kaynağı olması gereken aşk nerede? sorusunun cevabını veriyor Agnes Grey. Tabii ki romanda sadece aşk yok. Anne Brontë, kahramanı Agnes’la mürebbiye olarak yaşadığı zorlukları anlatırken, Viktorya döneminde, soylu kadınların hayatlarını, onlardan neler beklendiğini, vermek zorunda oldukları evlilik kararını ne şartlar altında ve hangi yönde aldıklarını da, çizdiği Rosalie karakteriyle göstermiş. Yazarın, büyük oranda kendi hayatından esinlenerek, içinde yaşadığı toplum için duyduğu kaygılarını ve eleştirilerini ön plana çıkarttığı bir roman Agnes Grey.
Kitap puanım 10
KİTAP AÇIKLAMASI
Agnes Grey'de Anne Brontë, Viktorya dönemi İngiltere'sinde, bir mürebbiyenin toplumsal sınıflar arasına sıkışmış yaşantısını anlatır. Romancı olan diğer kardeşleri Emily ve Charlotte'a göre, daha doğrudan ve naif bir üslupla yazan Anne, kendi hayat hikayesinden sahneleri de malzeme olarak kullanır. Katı bir sınıf sistemine sahip, okuryazarlık oranının düşük olduğu Viktorya döneminde Brontë kardeşler, aldıkları eğitime rağmen mütevazı bir yaşam sürdürmüşlerdi. Romanlarını pastoral yaşam, ilişkilerdeki görünmez kurallar, kaba, doğal ama özgür ruhlar, ahlaki yargılar üzerine kurmuş, yazdıklarıyla toplumlarının dönüşmesine de katkıda bulunmuşlardı. Entelektüel yoğunluk, duygusal açlık ve ahlâki sorumluluk arasında kurulmaya çalışılan dengenin yansıtıldığı Agnes Grey, toplumsal yaşama dâhil olmaya çalışan kadınlar üzerine gerçekçi gözlemleriyle, romantik bir klasiğin ötesine geçmektedir.
27 Haziran 2019 Perşembe
2019_21_ Barbara Cartland-Sıcak Kalpler_Okudum Bitti
Sıcak Kalpler kitabı bu sene okuduğum 21.kitap...
Kitap gerçekten çok etkileyici ve sürükleyici..
Barbara Cartland yine çok güzel ve sürükleyici bir aşk romanı yazmış.
Kitabı okumanızı gerçekten tavsiye ederim.
Kitap puanım 10 !!!
KİTAP AÇIKLAMASI
Kitap gerçekten çok etkileyici ve sürükleyici..
Barbara Cartland yine çok güzel ve sürükleyici bir aşk romanı yazmış.
Kitabı okumanızı gerçekten tavsiye ederim.
Kitap puanım 10 !!!
KİTAP AÇIKLAMASI
- Yazar:Barbara Cartland
- Yayın evi :kelebek yayınları
- Yayın yılı: 1970
26 Haziran 2019 Çarşamba
2019_20_ Şükran Kozalı-Eğreti Gelinler_Okudum Bitti
Eğreti Gelinler kitabı bu sene okuduğum 20.kitap...
Kitap gerçekten çok etkileyici ve sürükleyici...Eğreti Gelinler'in hikayelerini okurken boğazınızda bir şey düğümleniyor..Kitabı okumanızı gerçekten tavsiye ederim.
Denizli'den başka hiçbir yerde yaşanmamış olan "eğreti gelin" geleneğini el altından yürüten zengin aileler ergen oğullarını kadın bedeniyle tanıştırıp evliliğe hazırlarken kendi evlerinde özel döşeli bir oda açıyorlardı. Bedenlerini karın tokluğuna delikanlılarına sunan bu kadınlar eğreti gelinlikleri süresince yol yordam öğrenip bilgilenip sahte bir mutlulukla yetinmek zorunda kalıyorlardı. Kozalarını delip kelebek olmak isterlerse de kızgın buhara sokulup canlanmaları önleniyor: Eline bohçasıyla yüreği tutuşturulan eğreti geline "Bu evde işin bitti!" deniliyordu. Evsiz barksız kaldığında bir zamanlar gelinlik yaptığı tutkulu erkekler bazen onları korumaları altına alsa da geçmişleri hep keskin ve kırıcıydı... Aşkları ise büyülü ve kalıcı..."Eğreti gelinleri onların delikanlılarını Çökelez'i Selmin'i ileri bir tarihe bugüne getirdiğimde şehir şehir gezdirirken anlamsız bir bütünün içinde ufalanıp dağılıyorlar. Kuşku yok onlar Göller Şehri'nde yaşadılar. İşleri ünleri gıcılı yağan kar zamanları yarısı beyaz diğer yarısı pembe mayhoş şehla telli çekirdeksiz narları buzdan kılıçlı çatılarıyla..."
Kitap puanım ** 10 !!!
KİTAP AÇIKLAMASI
Dünyaya sessizce gelmişti eğreti gelinler ve yine öyle gideceklerdi. Mezar ziyaretlerinden biri Kostak Emineyi ele verdi; yazarıyla karşılaştırdı. Denizliden (Göller Şehrinden) başka hiçbir yerde yaşanmamış olan eğreti gelin geleneğini el altından yürüten zengin aileler, ergen oğullarını kadın bedeniyle tanıştırıp evliliğe hazırlarken, kendi evlerinde özel döşeli bir oda açıyorlar. Sevişgen bedenlerini karın tokluğuna mektepli delikanlılarına sunan bu kadınlar, kozalarını delip kelebek olmak isterlerse, kızgın buhara sokulup canlanmaları önleniyor: Eline bohçasıyla yüreği tutuşturulan eğreti geline, Bu evde işin bitti deniliyor. Evsiz barksız kaldığında, bir zamanlar gelinlik yaptığı tutkulu erkekleri bazen onları korumaları altına alsa da yasakları, geçmişi keskin ve kırıcı, aşkları büyülü ve kalıcı... 1930'lu yılların eğreti gelinleri, bir Atıf Yılmaz filmine de konu oldu.
Kitap gerçekten çok etkileyici ve sürükleyici...Eğreti Gelinler'in hikayelerini okurken boğazınızda bir şey düğümleniyor..Kitabı okumanızı gerçekten tavsiye ederim.
Denizli'den başka hiçbir yerde yaşanmamış olan "eğreti gelin" geleneğini el altından yürüten zengin aileler ergen oğullarını kadın bedeniyle tanıştırıp evliliğe hazırlarken kendi evlerinde özel döşeli bir oda açıyorlardı. Bedenlerini karın tokluğuna delikanlılarına sunan bu kadınlar eğreti gelinlikleri süresince yol yordam öğrenip bilgilenip sahte bir mutlulukla yetinmek zorunda kalıyorlardı. Kozalarını delip kelebek olmak isterlerse de kızgın buhara sokulup canlanmaları önleniyor: Eline bohçasıyla yüreği tutuşturulan eğreti geline "Bu evde işin bitti!" deniliyordu. Evsiz barksız kaldığında bir zamanlar gelinlik yaptığı tutkulu erkekler bazen onları korumaları altına alsa da geçmişleri hep keskin ve kırıcıydı... Aşkları ise büyülü ve kalıcı..."Eğreti gelinleri onların delikanlılarını Çökelez'i Selmin'i ileri bir tarihe bugüne getirdiğimde şehir şehir gezdirirken anlamsız bir bütünün içinde ufalanıp dağılıyorlar. Kuşku yok onlar Göller Şehri'nde yaşadılar. İşleri ünleri gıcılı yağan kar zamanları yarısı beyaz diğer yarısı pembe mayhoş şehla telli çekirdeksiz narları buzdan kılıçlı çatılarıyla..."
Kitap puanım ** 10 !!!
KİTAP AÇIKLAMASI
Dünyaya sessizce gelmişti eğreti gelinler ve yine öyle gideceklerdi. Mezar ziyaretlerinden biri Kostak Emineyi ele verdi; yazarıyla karşılaştırdı. Denizliden (Göller Şehrinden) başka hiçbir yerde yaşanmamış olan eğreti gelin geleneğini el altından yürüten zengin aileler, ergen oğullarını kadın bedeniyle tanıştırıp evliliğe hazırlarken, kendi evlerinde özel döşeli bir oda açıyorlar. Sevişgen bedenlerini karın tokluğuna mektepli delikanlılarına sunan bu kadınlar, kozalarını delip kelebek olmak isterlerse, kızgın buhara sokulup canlanmaları önleniyor: Eline bohçasıyla yüreği tutuşturulan eğreti geline, Bu evde işin bitti deniliyor. Evsiz barksız kaldığında, bir zamanlar gelinlik yaptığı tutkulu erkekleri bazen onları korumaları altına alsa da yasakları, geçmişi keskin ve kırıcı, aşkları büyülü ve kalıcı... 1930'lu yılların eğreti gelinleri, bir Atıf Yılmaz filmine de konu oldu.
25 Haziran 2019 Salı
2019_19 _ Cahit Ülkü- Pargalı İbrahim Paşa_Okudum Bitti
Pargalı İbrahim Paşa kitabı bu sene okuduğum 19.kitap...
Kanuni'nin Düşü, Hürrem'in Kabusu... Pargalı İbrahim Paşa, sıkıcılıktan tamamen arındırılmış harika bir kitap. Kitap gerçekten çok sürükleyici ve çok etkili bir sonla bitiyor.
Cahit Ülkü tarihin o sıkıcılığını bir kenara bırakmış, tarihi bilgileri okuması oldukça keyifli olacak şekilde kurgulamış. Ama kullandığı bilgileri kaynaklara dayandırmayı da ihmal etmemiş.
Kitapta Osmanlı aşıklarını rahatsız edecek detaylar var :D Daha önce bir yerde İbrahim'in çok kısa bir sürede kölelikten devletin başına kadar yükselebilmesinde Süleyman'la olan ilişkisinin çok büyük katkısı olduğu gibi şeyler okumuştum. Sanki Cahit Ülkü de biraz dokundurmuş bu konuya. Ayrıca atalarına bunu bir türlü yediremeyenlerin kabul etmediği "iç oğlan" mevzusu da kitapta yerini bulmuş. İbrahim'in genç erkeklerle ilgilendiğiyle ilgili bir kaç şey okuyoruz kitapta.
Kitap puanım *10 !!!
KİTAP AÇIKLAMASI
Pargalı İbrahim Paşa, Cahit Ülkü'nün Masal Olmayan Masallar adını verdiği üçlemenin ilk kitabı. İkinci kitap Rüstem Paşa, üçüncü kitap ise, II. Selim adlarıyla yakında okurlarımızla buluşacak...Bu kitap, Korfu Adasının tam karşısındaki Parga kasabasında orta halli bir Rum balıkçının oğluyken, köle olarak getirildiği Manisa'da Kanuni Sultan Süleyman'ın yakın ilgi ve sevgisini, sonra da güvenini kazanarak veziriazamlığa kadar yükselen Makbul İbrahim Paşa'nın romanı.
Kitap Adı: Pargalı İbrahim Paşa
Kitap Yazarı: Cahit Ülkü
Yayın evi: İnkılap Yayınları
Sayfa Sayısı: 367
Baskı Yılı: 2001
Kanuni'nin Düşü, Hürrem'in Kabusu... Pargalı İbrahim Paşa, sıkıcılıktan tamamen arındırılmış harika bir kitap. Kitap gerçekten çok sürükleyici ve çok etkili bir sonla bitiyor.
Bu kitap, Korfu Adası'nın tam karşısındaki Parga kasabasında orta halli bir Rum balıkçının oğluyken, "köle" olarak getirildiği Manisa'da Kanuni Sultan Süleyman'ın yakın ilgi ve sevgisini, sonra da güvenini kazanarak veziriazamlığa kadar yükselen "Makbul" İbrahim Paşa'nın romanı.
Cahit Ülkü tarihin o sıkıcılığını bir kenara bırakmış, tarihi bilgileri okuması oldukça keyifli olacak şekilde kurgulamış. Ama kullandığı bilgileri kaynaklara dayandırmayı da ihmal etmemiş.
Kitapta Osmanlı aşıklarını rahatsız edecek detaylar var :D Daha önce bir yerde İbrahim'in çok kısa bir sürede kölelikten devletin başına kadar yükselebilmesinde Süleyman'la olan ilişkisinin çok büyük katkısı olduğu gibi şeyler okumuştum. Sanki Cahit Ülkü de biraz dokundurmuş bu konuya. Ayrıca atalarına bunu bir türlü yediremeyenlerin kabul etmediği "iç oğlan" mevzusu da kitapta yerini bulmuş. İbrahim'in genç erkeklerle ilgilendiğiyle ilgili bir kaç şey okuyoruz kitapta.
Kitap puanım *10 !!!
KİTAP AÇIKLAMASI
Pargalı İbrahim Paşa, Cahit Ülkü'nün Masal Olmayan Masallar adını verdiği üçlemenin ilk kitabı. İkinci kitap Rüstem Paşa, üçüncü kitap ise, II. Selim adlarıyla yakında okurlarımızla buluşacak...Bu kitap, Korfu Adasının tam karşısındaki Parga kasabasında orta halli bir Rum balıkçının oğluyken, köle olarak getirildiği Manisa'da Kanuni Sultan Süleyman'ın yakın ilgi ve sevgisini, sonra da güvenini kazanarak veziriazamlığa kadar yükselen Makbul İbrahim Paşa'nın romanı.Kitap Adı: Pargalı İbrahim Paşa
Kitap Yazarı: Cahit Ülkü
Yayın evi: İnkılap Yayınları
Sayfa Sayısı: 367
Baskı Yılı: 2001
3 Haziran 2019 Pazartesi
31 Mayıs 2019 Cuma
2019_18 _ Antonie De Saint-Exupery- Küçük Prens_Okudum Bitti
Küçük Prens kitabı bu sene okuduğum 18.kitap
Küçük Prens 7'den 77'ye herkesin okuyabileceği değil, okuması gereken bir eser. Hatta 7 yaş altı çocuklara da anne-babaları tekrar tekrar okumalı.
Yazar kişisel gelişimcilerinin sayfalar dolusu yazıp okutmaya çalıştıklarını, incecik bir kitapla çok da beğeneceğiniz bir şekilde sunmuş.
Her ne kadar sonunda ders verilmiş gibi olsa da, büyük anne yiyen kurdu, prenses zehirleyen cadıyı, çocuk pişiren yaşlı kadını dinlerken küçüklüğümüzde zihnimizde beliren görüntüleri düşünün. Bir de Küçük Prens'i okuyun, kesinlikle her türlü övgüyü hak ettiğini göreceksiniz.
Okurken önce geç kaldım dedim sonra da hala geç değil yapacağın, unutmayacağın, hatırladığın çok şey var dedim. Ders çıkardığım o kadar şey oldu ki o kısacık sayfalarda. . O yüzden geç kalınmış değil. Hala okuyabilirsiniz. Hatta neden bir çocuk kitabı gibi görüldüğüne bile anlam veremiyorum...
Prensimiz, gezegenleri dolaşıp, o gezegende ki büyükleri eleştiriyor. Eleştirdiği noktalar aslında tüm bu düzen diyebilirim. İnsanların birçok şeyi yok sayması, bakarken ‘gerçek onu’ görememeleri, sürekli bir memnuniyetsizlik halinde olmaları, kibirleri… Kitap bitti ve keşke büyümeseydim dedim. Büyüyüp unuttuğumuz o kadar şey var ki bunların hatırlatması gibiydi. Bizlerde çocuktuk bir zamanlar.
En iyisi Alıntılarla baş başa bırakayım sizleri mutlaka oyun diyorum ve susuyorum.
Ne de olsa kendini beğenmişlerin gözünde diğer insanlar birer “hayran”dır.
“Eğer kelebekleri tanımak istiyorsam iki-üç tırtıla katlanmam gerekir…”
“İnsanların artık hiçbir şeyi almaya zamanları yok. Onlar her şeyi tüccarlardan satın alıyor. Ama dost satan tüccarlar olmadığı için, artık insanların dostları yok. Eğer sen bir dost istiyorsan beni evcilleştir.”
"Unutma,” dedi tilki, “gülün için harcadığın zamandır, gülünü bu kadar önemli yapan. - gülüm için harcadığım zaman... Dedi küçük prens, hatırlamak için...
Kitap puanım *10 !!!
KİTAP AÇIKLAMASI
Hiç kimsenin kitabımı özensizce okumasını istemem doğrusu. Bu anılarımı yazarken çok üzüntülü anlar yaşadım. Arkadaşım koyunu ile birlikte beni bırakıp gideli tam altı yıl oldu. Onu burada anlatmaya çabalıyorsam, bu biraz da onu unutmamak için. Arkadaşı unutmak çok üzücü bir şey. Herkesin arkadaşı olmamıştır. Arkadaşımı unutursam, kendimi o, sayılardan başka bir şeye değer vermeyen büyükler gibi hissederim sonra.
Çölde uçağı düşen pilotun başına dikilip "Bana bir kuzu resmi çiz." diye tutturan, gezegeninde tek başına bıraktığı gül için de acı çeken, büyük insanları anlamakta zorlanan Küçük Prens... Buğday saçlı, gizemli küçük çocuk... Yaratıcı pilot-yazar Antoine de Saint Exupery ile arasındaki benzerlikler çarpıcı. Küçük Prens'in gün batımlarında hüzünlenip düşündüğü dört dikenli gülü varsa, Saint-Exupery'nin de Arjantin Postaları için çalışırken tanıştığı, Salvadorlu Consuelo adında bir sevgilisi var. Ve onunla evlenmiş. 1944 yılı Temmuz ayında Korsika'dan havalanan uçağı, Akdeniz'de kayıplara karışmadan dört gün önce Consuelo'ya: Sizi seviyorum, sizi hep koruyacağım. diye yazmış. Ama Küçük Prens'in gülünü fanus ile kapatıp korurken, o deli dolu, başına buyruk Consuelo'ya esasında pek söz geçirememiş, onu kanatları altına alamamış. Uçağın kalıntıları, 60 yıl sonra Nisan 2004'ün başlarında Marsilya açıklarında bulundu. Kaza mı, intihar mı bilinmiyor. "Gerçeği sadece yüreğinle görebilirsin." diyen yazar, bu dünyaya veda edip giden Küçük Prens gibi yok olup gitmiş. Sırlarını bilen yok. Cevdet Yalçın
Küçük Prens'i tanıyan-tanımayan, yeniden keşfetmek isteyen, ya da çizgi roman meraklısı olan her yaştaki çocuklar için, Joann Sfar'ın muhteşem çizgileriyle...
Küçük Prens 7'den 77'ye herkesin okuyabileceği değil, okuması gereken bir eser. Hatta 7 yaş altı çocuklara da anne-babaları tekrar tekrar okumalı.
Yazar kişisel gelişimcilerinin sayfalar dolusu yazıp okutmaya çalıştıklarını, incecik bir kitapla çok da beğeneceğiniz bir şekilde sunmuş.
Her ne kadar sonunda ders verilmiş gibi olsa da, büyük anne yiyen kurdu, prenses zehirleyen cadıyı, çocuk pişiren yaşlı kadını dinlerken küçüklüğümüzde zihnimizde beliren görüntüleri düşünün. Bir de Küçük Prens'i okuyun, kesinlikle her türlü övgüyü hak ettiğini göreceksiniz.
Okurken önce geç kaldım dedim sonra da hala geç değil yapacağın, unutmayacağın, hatırladığın çok şey var dedim. Ders çıkardığım o kadar şey oldu ki o kısacık sayfalarda. . O yüzden geç kalınmış değil. Hala okuyabilirsiniz. Hatta neden bir çocuk kitabı gibi görüldüğüne bile anlam veremiyorum...
Prensimiz, gezegenleri dolaşıp, o gezegende ki büyükleri eleştiriyor. Eleştirdiği noktalar aslında tüm bu düzen diyebilirim. İnsanların birçok şeyi yok sayması, bakarken ‘gerçek onu’ görememeleri, sürekli bir memnuniyetsizlik halinde olmaları, kibirleri… Kitap bitti ve keşke büyümeseydim dedim. Büyüyüp unuttuğumuz o kadar şey var ki bunların hatırlatması gibiydi. Bizlerde çocuktuk bir zamanlar.
En iyisi Alıntılarla baş başa bırakayım sizleri mutlaka oyun diyorum ve susuyorum.
Ne de olsa kendini beğenmişlerin gözünde diğer insanlar birer “hayran”dır.
“Eğer kelebekleri tanımak istiyorsam iki-üç tırtıla katlanmam gerekir…”
“İnsanların artık hiçbir şeyi almaya zamanları yok. Onlar her şeyi tüccarlardan satın alıyor. Ama dost satan tüccarlar olmadığı için, artık insanların dostları yok. Eğer sen bir dost istiyorsan beni evcilleştir.”
"Unutma,” dedi tilki, “gülün için harcadığın zamandır, gülünü bu kadar önemli yapan. - gülüm için harcadığım zaman... Dedi küçük prens, hatırlamak için...
Kitap puanım *10 !!!
KİTAP AÇIKLAMASI
Hiç kimsenin kitabımı özensizce okumasını istemem doğrusu. Bu anılarımı yazarken çok üzüntülü anlar yaşadım. Arkadaşım koyunu ile birlikte beni bırakıp gideli tam altı yıl oldu. Onu burada anlatmaya çabalıyorsam, bu biraz da onu unutmamak için. Arkadaşı unutmak çok üzücü bir şey. Herkesin arkadaşı olmamıştır. Arkadaşımı unutursam, kendimi o, sayılardan başka bir şeye değer vermeyen büyükler gibi hissederim sonra. Çölde uçağı düşen pilotun başına dikilip "Bana bir kuzu resmi çiz." diye tutturan, gezegeninde tek başına bıraktığı gül için de acı çeken, büyük insanları anlamakta zorlanan Küçük Prens... Buğday saçlı, gizemli küçük çocuk... Yaratıcı pilot-yazar Antoine de Saint Exupery ile arasındaki benzerlikler çarpıcı. Küçük Prens'in gün batımlarında hüzünlenip düşündüğü dört dikenli gülü varsa, Saint-Exupery'nin de Arjantin Postaları için çalışırken tanıştığı, Salvadorlu Consuelo adında bir sevgilisi var. Ve onunla evlenmiş. 1944 yılı Temmuz ayında Korsika'dan havalanan uçağı, Akdeniz'de kayıplara karışmadan dört gün önce Consuelo'ya: Sizi seviyorum, sizi hep koruyacağım. diye yazmış. Ama Küçük Prens'in gülünü fanus ile kapatıp korurken, o deli dolu, başına buyruk Consuelo'ya esasında pek söz geçirememiş, onu kanatları altına alamamış. Uçağın kalıntıları, 60 yıl sonra Nisan 2004'ün başlarında Marsilya açıklarında bulundu. Kaza mı, intihar mı bilinmiyor. "Gerçeği sadece yüreğinle görebilirsin." diyen yazar, bu dünyaya veda edip giden Küçük Prens gibi yok olup gitmiş. Sırlarını bilen yok. Cevdet Yalçın
Küçük Prens'i tanıyan-tanımayan, yeniden keşfetmek isteyen, ya da çizgi roman meraklısı olan her yaştaki çocuklar için, Joann Sfar'ın muhteşem çizgileriyle...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
AĞAÇ EV SOHBETLERİ 258 Uzun zamandır blogta yoktum. Çalıştığım birim yoğun olunca bayağı ara verdim.. Haftanın konusu: "2024 Paris O...



