18 Mart 2020 Çarşamba

Çanakkale Zaferi'nin 105. Yıl Dönümü





18 Mart Çanakkale Savaşı

Çanakkale Savaşı veya Çanakkale Muharebeleri, I. Dünya Savaşı sırasında 1915–1916 yılları arasında Gelibolu Yarımadası’nda Osmanlı İmparatorluğu ile İtilaf Devletleri arasında yapılan deniz ve kara muharebeleridir.[9] İtilaf Devletleri; Osmanlı İmparatorluğu’nun başkenti İstanbul’u alarak İstanbul ve Çanakkale boğazlarının kontrolünü ele geçirmek, Rusya’yla güvenli bir erzak tedarik ve askeri ikmal yolu açmak, başkent İstanbul’u zapt etmek suretiyle Almanya’nın müttefiklerinden birini savaş dışı bırakarak İttifak Devletlerini zayıflatmak amaçları ile ilk hedef olarak Çanakkale Boğazı’nı seçmişlerdir. Ancak saldırıları başarısız olmuş ve geri çekilmek zorunda kalmışlardır. Kara ve deniz savaşı sonucunda iki taraf da çok ağır kayıplar vermiştir.Osmanlı İmparatorluğu, Almanya’nın Rusya’ya savaş ilan ettiğı 1 Ağustos 1914’ün hemen ertesi günü, Almanya ile bir ittifak antlaşması imzalamıştır. Bu antlaşma, imparatorluğun eninde sonunda Almanya’nın ana gücünü oluşturduğu İttifak Devletleri safında fiilen savaşa gireceği anlamına gelmektedir. Enver Paşa, fiilen savaşa girmeyi, seferberliğin tamamlanmamış olması ve Çanakkale Boğazı savunmasının tamamlanmaması gibi gerekçelerle ertelemeye çalışmıştır. Ancak Almanya, bir an önce savaşa fiilen girilmesi için baskılarını sürdürmüştür. Bu baskılar, Akdeniz’de Britanya donanması önünden çekilen Goeben ve Breslau savaş gemilerinin İstanbul’a gelmesiyle bir oldubittiye getirilmişti. Daha sonra Osmanlı Donanması’na bağlı bir grup gemiyle Karadeniz’e açılan bu gemiler 27 Ekim 1914 tarihinde Rus limanlarını bombalayınca Rusya, Osmanlı İmparatorluğu’na savaş ilan etmiştir.





Birleşik Krallık Savaş Konseyi sektereri Albay Hankey Winston Churchill ‘in de desteğiyle, 1914 yılı Eylül ayında Çanakkale Boğazı’nın donanmayla geçilerek İstanbul’un işgalini öngören bir planı savaş konseyine sunmuştur.[7]. Plan, çeşitli evrelerden geçerek uygulamaya kondu ve Birleşik Krallık ve Fransa gemilerinden oluşan bir donanmanın Boğaz’a geniş çaplı saldırıları 1915 Şubat ayında başlatıldı. Özellikle 19 Şubat 1915 ve 25 Şubat 1915 bombardımanları sonucu Müstahkem Mevki Komutanı Cevat Çobanlı giriş tabyalarının geri hatta çekilmesi emrini uygulatmıştır. En güçlü saldırı ise 18 Mart 1915 günü uygulamaya konuldu. Ancak Birleşik Donanma ağır kayıplara uğradı ve deniz harekatından vazgeçmek zorunda kalındı.
Deniz harekatıyla İstanbul’a ulaşılamayacağı anlaşılınca bir kara harekatıyla Çanakkale Boğazı’ndaki Osmanlı sahil topçu bataryalarını ele geçirmek planı gündeme getirilmiştir. Bu plan çerçevesinde hazırlanan Britanya ve Fransa kuvvetleri 25 Nisan 1915 şafağında Gelibolu Yarımadası’nın güneyinde beş noktada karaya çıkarılmıştır. Britanya ve Fransa çıkarma kuvvetleri her ne kadar Seddülbahir ve Arıburnu sahillerinde köprübaşları oluşturmayı başardılarsa da Osmanlı kuvvetlerinin inatçı savunmaları ve zaman zaman giriştikleri karşı taarruzlar sonucunda Gelibolu Yarımadası’nı işgalde başarılı olamadılar. Bunun üzerine sahildeki kuvvetler takviye edilmek için Arıburnu’nun kuzeyinde Suvla Koyu’na 6 Ağustos 1915 tarihinde yeni kuvvetlerle bir üçüncü çıkarma yapılmıştır. Ancak 9 Ağustos’ta Kurmay Albay Mustafa Kemal’in Birinci Anafartalar Muharebesi olarak bilinen karşı taarruzunda İngiliz Komutanlığı ihtiyat tümenini ateş hattına sürerek sahilde tutunmayı ancak başarabilmiştir. Mustafa Kemal ertesi gün Kocaçimentepe – Conk Bayırı hattında yeni bir karşı taarruz gerçekleştirmişti, bu hattaki Anzak birliklerini de geri atmıştır. Britanya ve Anzak kuvvetlerinin İkinci Anafartalar Muharebesi olarak bilinen genel taarruzları ise Osmanlı savunmasını aşamamıştır. Tüm bu gelişmelerin sonrasında İngiliz, Anzak ve Fransız kuvvetleri Gelibolu Yarımadasını 1915 yılı Aralık ayı içinde tahliye etmiştir.

16 Mart 2020 Pazartesi

2020-7- Sade ve Derin-Deeptone

Bu sene okuduğum 7.kitap sevgili blog arkadaşım Sade ve Derin'in kitabı:)

Kitap Adı: Sade ve Derin
Kitap Yazarı: Deep Tone
Sayfa Sayısı: 163
Yayınevi: İkinci Adam Yayınları



Yaptığımız her şey yırtılırcasına gerçek olmalı. Çığlık çığlığa. Yazacaksak iç organlarımızı parçalarcasına yazmalıyız, derimizi soyarcasına...
Okurken de yazarla savaşmalıyız. Öfkelenmeliyiz ona. Ona ter döktürüp sonra teslim olmalıyız. Okuduktan sonra da, yaşarken de dünyaya tekrar dönmek zor olmalı.


Hayat bak!

Dur sen biraz ya da tamam; ya sen devam et ama bir izin ver, sürekli üstüme gelme. Her gün yeni bir şey çıkarma, bir normal ol, aklını başına topla. Bak sen devam et ben şurada ineyim. Daha doğrusu; hemen şu anda uyuyayım, sen yavaşladığında uyanırım.

O zaman uyandır beni..



 
 Blogger dünyasında çoğu kişinin olduğu gibi benim de her zaman en büyük destekçim Deep oldu. Deep'i tanımasam da tanıyormuş gibi hissediyorum. Bence çoğumuz öyleyiz. 

  Deep  aynı Deep Tone işte. Kitapta da, blogdaki samimiyeti ve sıcaklığı hissediyorsunuz. Sanki bir büyüğünüzden öğüt alıyormuş gibi hissettiriyor. Sanırım bu yüzden en çok Yaşam bölümünü sevdim. 


 Bahsetmedim ama değil mi? Kitap sekiz bölümden oluşuyor. Sanat, Aşk, İnsan, Yaşam, Gelişim, Mevsimler, Tarih ve Denemeler. Her bir bölümde de on tane yazı var.


  Her birini çok çok çok beğendim.


  Hele bir de öyle sözler kondurmuş ki yazılarına anlatamam. Dedim ya bazen bir büyüğünüzden öğüt alıyormuş gibi hissettiriyor diye, işte o sözler de nokta atışını yapıyor.

Hani bazen olur ya, bir sorununuz olur ne kimseyle konuşmak istersiniz ne de birini görmek. Ama bilirsiniz ki yalnız kaldığınız da kendinizi yiyip bitireceksinizdir. Aç istediğin herhangi bir sayfa. Oku istediğin yere kadar. Kafanı toparlamış olacaksın. Kafa toparlayan kitap bu.

 Bu kitabın bende daha özel, daha güzel bir yeri oldu. Nedeni ise belli. Hem Deeptone'nun kitabı hemde hayat kitabı. Yoldaş kitap bu. Tekrar tekrar okunabilecek...


Kitap puanım ****10

11 Mart 2020 Çarşamba

2020-6-Sineklerin Tanrısı

Nobel Edebiyat Ödüllü yazar William Golding’in “Sineklerin Tanrısı” adlı eseri modern klasikler arasında yer alıyor. William Golding, 1911 yılında İngiltere’de doğuş. Oxford Üniversitesi’nde eğitim görmüş. İkinci Dünya Savaşı’ndan önce ve sonra uzun süre öğretmen olarak çalışmış. Savaşta deniz eriyken, Normandiya Çıkartması’na ve daha birçok çarpışmaya katılıp subaylığa yükselmiş. Golding, 1934’te “Sineklerin Tanrısı” adlı romanı yazarken ıssız bir adada mahsur kalan ve gün geçtikçe içlerindeki vahşi tarafı gün yüzüne çıkartan çocukları anlatırken, katıldığı ikinci dünya savaşının etkilerinin bir yansıması ve iç dünyasındaki iyilik ile kötülük duygularının bir savaş oyunu gibi çarpışması sonucu oluştuğu fikrine kapıldım.


Roman’ın iki önemli karakterine, Ralph ve Jack adlarını veriyor. Gelecekteki atom savaşı sırasında, altı ile on iki yaş arasında olan çocukların, güvenilir bir yere götürülmek üzere bindirildikleri uçağın bir saldırı sonucu mercan adasına düşmesi ile hikâyemiz başlıyor. İlerleyen konu içerisinde atom çağının çocukları, cennet gibi resmedilen bu güzelim adayı her açıdan bir cehenneme çevireceklerdir.

Kitap puanım **10

27 Şubat 2020 Perşembe

2020-5-Şişhane'ye Yağmur Yağıyordu -Haldun Taner

9 hikayeden oluşuyor bu öykü kitabı. Hepsinin tadı ayrı. Naif mi naif, sade mi sade, göz doldururcasına yazmış Haldun Taner. 
Alelade hisleri öyle bir anlatıyor ki, sanki o hisler hayatının dönüm noktası olmuş karakterler için. Anlattığı ortamın içine sizi çekiveriyor, karakterlerin dünyasını açıveriyor aniden. Okurken, anlatılan his neyse o hissi hayatınızda yaşarken tatmadığınız kadar tadıyorsunuz.
Koniçinalar hikayesinin en sevdiğim olduğunu söyleyebilirim. Kart dizisinden yola çıkmış insanoğlunun sosyal statülerle 'düzene' oturtulmuş yaşantısını anlatmak için. Başta özdeşleştirerek açıklamış. Bitmeye yakın çekmiş tetiği, patlatmış. O an etrafımda deste deste kartlar uçuştu.
Diğer en sevdiğim ise Farsaya idi. İçlerinde en uzun soluklu olan, riyakarlıklar, insan kullanmalar, safça istekler, yine alelade, yine sizi içine alan bir hikaye.
Pürüzsüz anlatım, ben çok sevdim umarım siz de seversiniz.

7 Şubat 2020 Cuma

2020-4-Günahkar-Tess Gerritsen

Günahkar bu sene okuduğum 4.kitap...

Günahkar kitabı çok ürkütücü bir kitap gerçekten..

Beni çok ürküttü ve korkuttu!!

Hatta okuyunca çok etkilenip uyuyamadığım bile oldu'''



Bir manastırda işlenen iki cinayetle başlayan kitap diğer cinayetler ve sırlarla devam ediyor. Peki gerçek anlamda günahkar olan kim ? İnsanları suçlayabilmek neden bu kadar kolay ? Mucizelere ne kadar inanırsın? Gerçekler sonsuza kadar saklanır mı ? Cevaplar bu kitapta 

Kitap puanım 5...

31 Ocak 2020 Cuma

2020-3-Ateşin Şarkısı-Tess Gerritsenh

Ateşin Şarkısı bu sene okuduğum 3.kitap...



Tıbbi gerilim romanlarıyla ve dizisi de çekilen Rizzoli & Isles serisi ile adından söz ettiren,  kitap yazmak için doktorluğu bırakan Gerritsen, Ateşin Şarkısında farklı bir tarzla karşımıza çıkıyor.
Müzisyen olan Julia'nın bir antikacıda bulduğu “Incendio” adlı besteyi kemanıyla çalması sonucunda gelişen ürkütücü olaylar zincirinde, geçmiş ve gelecek arasında gidip gelen bir kurgu kurmuş Gerritsen. Bestenin sırrını çözmek ve deli olmadığını kanıtlamak için uğraşan Julia ile insanlığın yitip gittiği, vahşi katliamların yaşandığı II. Dünya Savaşının olduğu dönemlere götürüyor bizi.
"Her şey o zaman değişti işte. Kâbus o zaman başladı. Incendio'yu ilk çaldığım zaman. Bu müzikle ilgili bir şey hayatımıza bulaştı ve kızımı, her gördüğümde kanımı donduran birine dönüştürdü." 
Kitap gerçekten çok etkileyici..
Lorenzo ve Julia'nın hikayesi ayrı ayrı zamanlarda geçmesine rağmen hikaye çok akıcı..
Kitap puanım ****10!

26 Ocak 2020 Pazar

2020-2-Monte Kristo Kontu-2-Alexandre Dumasx

Monte Kristo Kontu-2.cilt bu sene okuduğum 2.kitap

Kitap gerçekten çok ama çok akıcı ...



Bir çok klasik eserin gölgesinde kalan, Alexandre Dumas'in ince zekasıyla, mükemmel kurgulanmış, aşkın, sevginin, dostluğun, merhametin, nefretin ve intikam hırsının bir insanda bir arada olabileceğinin en büyük kanıtı.

Romandaki karakterler okuyucuya oldukça başarıyla yansıyor, öyle ki; bir komplo sonucu ondört yıl hapis yatmak zorunda kalan "Edmond Dantes"in bu ondört yılın ardından intikam hırsı ile Kont'a dönüşmesini, hapisanede geçen yıllar içerisinde özğürlüğe, Rahip Abbe Fary'nin dostluğuna, bilgisine ve aklına olan ihtiyacı, içindeki kin ve nefreti, intikam hırsını, aynı zamanda minnettarlığı; Valantine ile ile aşkı, iyi niyeti ve masumiyeti, Eugenie ile bağımsızlığa özlemi, Morrel ailesi ile karşılıksız, sebepsiz saygı ve sevgiyi, yardımseverliği, Kont'un başarıyla aldığı intikamının ardından, masumlara verdiği zarar nedeniyle duyduğu vicdan azabını bir arada yaşayabiliyorsunuz.

Karakter kesişmeleri, kesişmelerin kurguya başarıyla yansıtılması, kitaba ayrı bir heyecan katıyor. Bazı noktalarda yazıldığı yüzyılın resmi dili ve karışık ünvanları yadırganabilmesine rağmen, anlatım dili oldukça yalın. Keyifle okunacak, roman gibi roman.


Kitap puanım ***10  !!!

6 Ocak 2020 Pazartesi

2020-1-Maus:Hayatta Kalanın Öyküsü-Art Spielgman

maus:hAYATTA KALAN  KİTABI BU SENE OKUDUĞUM 1.KİTAP...


Bu sene okuduğum ilk kitap teyzemden ödünç aldığım bu kitap !!

Tahta yiyen aç insanlar, ev ev, sokak sokak, şehir şehir hatta ülke ülke Yahudi avı, birer ölüm makinasına dönüşen bilim insanları, korku, birkaç saat sonra öleceğinin bile bile para kazanma sevdasından vazgeçmeyenler, mezbahaya dönen sıkıştırma (konsantrasyon) kampları?
Polonyalı Yahudi Spiegel ailesinin tek çocuğu olan Art Spiegelman 1948 yılında dünyaya geldiğinde, aile Ausschwitz toplama kamplarından sağ kurtulmayı başarmış, ABD ye göç etmişti. Fakat ilk çocukları olan Richieu tüm koruma çabalarına rağmen kurtarılamadığı gibi toplama kampın ilk kurbanlarından olmuştur.Anne Anja Spıegelman ise daha sonra yaşadıklarının ağırlığına yenik düşer ve intihar eder.Art Spiegel in deyimi ile hayatta kalmışlardı ama bir yanıyla da hafızalarındaki Ausschwitz de mahsur kalmışlardı.
Romanda Nazileri kedi, Yahudiler fare ve Polonyalılar ise domuz olarak çizilmiştir. Baba Spiegelman sakladığı yerden çıkıp yiyecek aradığında -ki bu çok tehlikelidir ve tam da bir farenin yiyecek arayışını anımsatır-domuz maskesi ile görürüz. Zengin bir tüccar olan Spiegelman, parasının çoğunu saklanmak için harcar. Sıkıştırma kampı süresince bütün çaba ve hileye başvurur hayatta kalabilmek için.Ticaret hayatı kamplarda da bitmez. Yahudi ispiyonlayana iki kilo şekerin verileceğini duyuran afişler, firar şebekeleri görünümündeki işbirlikler ve zimmetine gizlice para geçiren askerler?
2.Dünya Savaşının birçok detayının ve kedi-fare kovalamacasının belki de en iyi anlatıldığı belgesel bir başyapıttır Maus.
Kitap puanım *10!!!

21 Aralık 2019 Cumartesi

2019-37-Kösem Dört Devrin Sultanı-Jean Bell

Kösem Dört Devrin Sultanı  kitabı bu sene okuduğum 37.kitap...


Kadınlar ne savaşmış be! Kitabı okuduğum süre boyunca bu cümleyi sürekli kullandım. Hürrem, Nurbanu, Safiye ve en sonunda Kösem. Ama en etkilisi Kösem bu 4 kadının arasında. Hürrem valide sultan olamadan ölüyor, o kadar entrika boşa gidiyor, Nurbanu II.Selim'in zaten kendine de bir hayrı olmadığı için Safiye' ye kolayca yeniliyor. Safiye ne istediyse elde ediyor ama Kösem, hiçbiri onun gibi olamıyor.
Kösem gerçekten çok hırslı ve de acımasız bir kadın sultan...Hırsı için oğluna bile acımıyor!!!

Kitap gerçekten çok akıcı ve sürükleyici..
Kitap puanım  8!!

7 Aralık 2019 Cumartesi

2019-36-Monte Kristo Kontu I.Cilt_Alexandre Dumas

Monte Kristo Kontu I. Cilt  kitabı bu sene okuduğum 36.kitap...

Tüm zamanların en iyi intikam romanlarından biri. İddialı bir giriş oldu ama bunu çürütebilecek kadar intikam romanı okumuş birinin çıkacağını da sanmıyorum. Filmi de olduğundan hikayeyi az çok hepiniz biliyor olmalısınız. Genç denizcimiz Edmond Dantes' in tek hayali Mercedes ile evlenmektir. Bunun içinse önünde iki engel vardır. İlki tahmin ettiğiniz üzere para, ikincisi ise kitabı birazcık okuduktan sonra tahmin edebileceğiniz ama Edmond' un hayatı boyunca tahmin edemeyeceği bir şeydir; en yakın dostu Fernand Mondego. Mondego da güzeller güzeli Mercedes' e aşıktır. Ve bir gün çıktıkları bir sefer sırasında Edmond, yumuşak yürekliliği yüzünden ufak bir belaya bulaşır. Daha doğrusu bir iyilik yapar ve bu iyilik başta Fernand Mondego olmak üzere birkaç kişi tarafından uygulanacak ve hepsine büyük çıkarlar sağlayacak müthiş bir planın başlamasına neden olur. Türlü entrika sonunda Edmond kendini bir zindanda bulur ve ölene kadar da orada kalacaktır. Sonrasında yan hücredeki komşusu Abbé Faria ile tanışır ve asıl hikaye başlar. Edmond' un yaşamak için tek bir amacı vardır artık; intikam.



Kitabı okurken çok heyecanlı, kendine bağlayan, devamlı bir sonraki bölümünü merak ettiğim bir dizi izliyor hissine kapıldım. Monte Cristo Kontu okuyucuya, tadı damakta kalacak bir okuma deneyimi  ve aynı zamanda okuyucuyu büyüleyen bir seyir keyfi sunuyor. 

Kitap gerçekten çok sürükleyici ,insan nasıl bittiğini anlamıyorsunuz.

Kitap puanım ***10

2 Kasım 2019 Cumartesi

2019-35-Şeytan Ayrıntıda Gizlidir_Ahmet Ümit

Şeytan Ayrıntıda Gizlidir  kitabı bu sene okuduğum 35.kitap...

Baş komiser Nevzat ve yardımcısı Ali'nin yer aldığı kısa ve akıcı polisiye öykülerden oluşan kitap, toplumsal gözlemleri ile dikkat çekiyor. Bu gözlemler bazen Nevzat’ın bir cevabında bazen Ali'nin olmadık bir çıkışında bazen de olay yerindekilerin tepkilerinde kendini gösteriyor. İstanbul ve renkleri eşliğinde üçüncü sayfalarda gördüğümüz haberlerin arka planı gibi gerçekçi bir kurguya sahip. Evet bir roman kadar derinlikli değil fakat bu kısacık öykülerde doğal ve insani bir yan var.


Baş komiser Nevzat ve yardımcısı Ali'nin olaylardan olaya koşturduğunu görüyoruz kitapta. Sonunda şaşırdığım hiçbir hikaye yoktu açıkçası. Hikayelerin çok kısa olması ve çok hızlı gelişmesi de tadını kaçıran unsurlardan biriydi. Zaten birkaç hikayeden sonra katilin kim olduğunu bulmak oldukça kolaylaşıyordu. Onur Eczanesi ve en azından Türkiye’de farklı bir konu olduğunu düşündüğüm kitaba da ismini veren Şeytan Ayrıntıda Gizlidir hikayelerini sevdim.

Kitap puanım 7.Çünkü  hikayelerde çoğunlukla sonucu tahmin edebildim.

  AĞAÇ EV SOHBETLERİ 258 Uzun zamandır blogta yoktum. Çalıştığım birim yoğun olunca bayağı ara verdim.. Haftanın konusu:  "2024 Paris O...